İran Yolculuğu

Siyah bir örtüyle başlar yolculuk. Örtü olmadan İran sularında turist bile olsanız dolaşmanız mümkün değildir. O yüzden ülkeye hangi yoldan giriş yaparsanız yapın örtünüz yanınızda olmak zorundadır. Siyah dediğime bakmayın istediğiz renkte başınıza örtü alabilirsiniz. Fakat eğer şehirler arası bir yolculuk yapıyor ve tahran sularından uzaklaşıyorsanız size tavsiyem olabildiğince az dikkat çekmenizdir.

Yazd şehri biraz Yalnız. Tahran kadar eğlenceli ve coşkulu değil. Bakmayın sokakların bomboş olduğuna insanlar genellikle pencereleri ve bahçeleri görünmeyen, görünse bile kapalı olan mekanların içinde. Niye mi bu kadar gizlilik, e insan her yerde insan eğlenceyi seviyoruz.;)

Kapalı yerlerde biraz partinin kimseye zararı yok. Tahmin ettiğiniz gibi ürkütücü bir yer değildir İran hatta bazen tahmininizden çok daha eğlenceli olabilir. Yalnız size tavsiyem yanınızda İran’ı bilen tanıyan birileri olsun. İşte o zaman İran’ın bir başka yüzünü görebilme şansınız olur.

Ash-e reshteh, tadılması gereken bir lezzet. Güzel bir yemek ve çorba. Fakat İran’da daha tadılması gereken bir çok lezzet var.

Müzikli çalgılı sözlü yerler yok. Hatta kadın ve erkeğin bir araya gelip eğlenmesi bile yasak. Fakat bunlar sadece kurallar insanlar böyle mi yaşıyor derseniz evet bir kısmı böyle bir kısmı tamamen bu kurallardan bağımsız.

Gittiğimiz yerde şarkı söyleyen kişileri çekemedim. Çekmem yasak. Zaten öyle bir yerin olması bile yasak ama dediğim gibi yasaklar nerede ne yapacağınızı bilirseniz değişir.

Şarkı söyleyenleri dinlerken uzun süredir hasret kaldığım duyguları yaşıyorum. Herkes öyle coşkulu inanamazsınız. Hani bir şeyler yasak olduğunda onu daha büyük bir istekle yaparsınız ya, işte yaşam İran’da böyle.

Kebapları anlatmadan geçemeyeceğim sanırım. Dünyanın en güzel kebaplarını İran’da yediğimi söyleyebilirim. Hatta ve hatta o beden zihin bütünlüğünü İran’da kaybedip lezzetlerin büyüsüne kapıldığım çok oldu.

Eğer kebapları ve pilavı çok seviyorsanız sakın zayıflama aşamasında İran’a gitmeyin, ben den söylemesi.

Pilavları kokuludur. Bizim burada yaptığımız yasemin pirincine benzer. Fakat aman ben biliyorum bu pirinci deyip geçmeyin. İran pilavlarının yapılışı bir başkadır. O kadar çok farklı pilav yapılışı vardır ki inanamazsınız. Vişneli bir pilav tahmin ettiğinizden çok daha lezzetli olabilir.

Neyse konuyu dağıtmayım çünkü ağzıma bu pilavların tadı geliyor yazmakta zorlanıyorum:) safranlı pilav en çok karşılaşılandır. Bir kere safranın pilava hem koku, hem renk, hem de tatlı bir keyif verir. Söylendiğine göre fazla safran yendiği zaman insanlar gülmekten ölüyormuş. Evet gülerken gülerken bir anda ölüyorsunuz.

Sanırım ölümün en keyifli hali olsa gerek.

Hazırlanan büyük sofralar İran kültürünün göstergesi. Bugüne kadar karşılaştığım tüm yemek ziyafetlerinde yemekler masaya konuyor. Tabaklarda tek tek yemek servis edilmiyor.

Diyelim bir yere oturmaya gittiniz. O akşam size ne ikram edilecekse hepsi masanın üzerinde oluyor. Tatlılar, tuzlular, meyvalar hepsi gözünüzün önünde. Çatallar ve servis tabakları da orada. Siz ne isterseniz, neyi ne zaman yemek isterseniz alabiliryorsunuz.

Yani türk adetlerinde bilirsiniz ki bu bir görgüsülüktür. Herşey tek tek çıkar. Ve geceye dağıtılmış bir şekilde ikram edilir. Eğer tüm yemekleri bir anda çıkartırsanız, bu misafire git demenin başka bir yoludur.

Hatta bazen komşular arasında arka arkaya ikramlar geldiğinde ‘hayrola gitmemizi istiyorsun sanırım’ gibi bir espiri geçer. İşte İranda ise durum bunun tam tersidir. Acıkca bu şekli daha çok seviyorum. Böylelikle insan ne yemek istediğini, neyle karnını doyurmak istediğini, hangisinden daha çok hangisinden daha az alabileceğini belirliyor.

Yani o akşam için kendisine bir ayar yapabiliyor. İşte bu yüzden bu kültürün bu kısmını alıp kullanıyorum. Hem ben hem de arkadaşlarım çok daha rahat hafif bir gece geçiriyorlar.

Dışarı çıkmadan önce hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yok yok, düğüne gitmiyoruz normal bir alışveriş merkezi gezeceğiz. Evet alışveriş merkezi için biraz fazla süslü olabiliriz ama durum burada böyle. Zaten makyajsız dolaştığınız an turist olduğunuzu bas bas bağırmış oluyorsunuz. Mesela eğer kollarının kıllıysa, kaşlarınız varsa, makyajınız yoksa, fazla spor giyinmişseniz siz bir turistsiniz.

Ben alışveriş merkezine bile yüksek topuklular, bol makyaj, parfümler ve yapılı tırnakla gideneleri biliyorum. Ne var biz de burada tırnaklarımızı yapıyoruz demeyin. Emin olun hayatınız boyunca öyle bir tırnakla dolaşmamışsınızdır. Eğer bayan olarak irana gidecekseniz muhakkak bir tırnak evine uğrayın ve seçtiğiniz en çılgın modeli yaptırın. Modellerin her biri için bir kataloğ bulacaksınız. Hatta tırnağınız için küpe mazemelerini bile oradan alabilirsiniz.

Dedim ya tahminizden çok daha farklı çıkabilir İran seyahatiniz.

İrana gelmişken keyif yapmadan olmaz. Evet geldiğimden beri keyif yapıyorum ama bu biraz daha farklı. Kadın erkek birlikte yemek yemek yasak değil madem yasak değil deyip bambaşka bir format yaratılmış. Yere oturuyorsunuz ve etrafta birsürü daha farklı loca var. ve sizinle birlikte yemek yiyen bir sürü insan. Fotoğraflarını çekemiyoruz çünkü onlarda sizin gibi yasak birşeyler yapıyor olabilir. Ya da elimizdeki makinayı alıp bir yerlere fırlatabilirler. İnsanlar deşifre olmak istemiyor. Kanıt istemiyor.

Sonrasında kebaplar geliyor, nargileler sunuluyor. Nargile tahminizden daha yoğun ve kafa yapıcı. Nargile ister misiniz diye sorduklarında ‘aaa tabi neden olmasın seve seve’ diye bir cevap vermiştim. Topanede içtiğimiz nargilelerden sanıp güzel bir tane söyledik. Nargile değil sanki kafa yapıcı bir madde kullanıyorsunuz. 3 defa nefes çektikten sonra başımın döndüğünü etrafın bir başka renk olduğunu fark ettim. Dedim ne yapıyorsunuz bunun nargile olduğuna emin misiniz? Eğer bu tütünse bizde ki ne. Sonra nargilenin yanına safranlı şekerler geliyor ve siz çayı bu şekerlerle içiyorsunuz. Ee safranlı şekerlerde rahatlatıcı zaten derken hop, iranın yarattığı o yasaklı şehirden çıkıp bir anda kendinizi Lasvegas’ta hissediyorsunuz. Başta Osmanlı’dan kalma su çeşmelerini gördüğümde çay bahcesi hissinden kurtulamamıştım. Fakat sonra etrafa verdiği serinlik ve yerde oturmanın keyfiyle nasılda farklı bir amacı olduğunu fark ettim. Sonrası zaten yasaklı şehirde yaşadığınız en keyifli anlara dönüşüyor.

Kapalı çarşı; kapalı çarşı biraz büyük ama yine de bildiğimiz kapalı çarşı diyebiliriz. Tabi ki muhteşem halılar ve diğer tüm İrana özgü şeylerden bahsetmeyeceğim. Fakat kendine özgü hali dışında yine aynı çarşı kalabalıklığı, esnafın bağırışları ve kargaşa. Sanırım çarşı kültürü heryerde aynı.

Aa unutmadan tüm etiketler farsca anlayabilirseniz ne mutlu size. Ben tuvalete para ödiyeceğim zaman bile yanımda ki birilerine sormak zorunda kalıyordum.

Burası bir cami önü değil. Tren istasyonu. Zaten İran’da çok fazla cami göremezsiniz. Hatta sesini bile duymanız çok zor. Bir an için kendimi hiristiyan bir ülkede hissettim. Çünkü Türkiye’de ki gibi ezan sesleri ile inlemiyor etraf. İnsanlar rahatsız olmasın diye sesleri kısık cami hoporlörlerinin.

Namaz kılmak isteyen herkes cami saatini biliyor çünkü.