Uzakdoğu Yolculuğu

Bu gördüğünüz bir yemek sofrası değil. Yani yemek sofrası da, düşündüğünüz gibi bir akşam yemeği tadında bir sofra değil. Masanın üzerinde gördüğünüz her şey meyve. Benim için bir ziyafet sofrası fakat meyveleri yemek olarak görmeyen biri için sadece meyve masası. Egzotik meyvelerin içerisinde rengarenk görüntüler gerçekten egzotik bir his veriyor. Çoğu zaman gittiğiniz ülkede hayal ettiğiniz şeyleri bulamazsınız fakat eğer yolunuz Taylan’da düştüyse meyveler hayal ettiğinizden çok daha zengin olacaktır.

Uzakdoğunun en sevdiğim taraflarından biri bizim sadece hayvanat bahçesinde görebileceğimiz hayvanların orada yaşamın bir parçası olması. Aynı zamanda onlara dokunabilme ve sevebilme olasılığımız var. birliğin en güzel halini orada deneyimleyebiliyorsunuz. Yanınızda tonluk bir fil var ve bir karınca misali orada durmuş gözlerinizle anlaşıyorsunuz.
Sevgi her yerde aynı.

Tabi sanırım sevgi olayını biraz abartmış olabilirim. Sonrasında ben de çok düşündüm niye yılanları öptüğümü ama işte sevgiye kim dur diyebilir ki. İnanın düşündüğünüz kadar korkunç değildi, tüysüz derileri, hareketleri, dudağından öperken küçük dilleri ile size karşılık vermeleri. Tamam belki böyle anlatırken hiç iç acıcı değil ama ölmeden önce deneyimlenmesi gereken bir duyguydu. Darısı hamam böceğinin başına…

O kadar çok yorulmuşum ki artık yolculuk ve seyahat görecek halim kalmamış sanırım. Gezmek ve dolaşmak iyi de 3 aydır evden uzak bir yaşam sanırım bazen yorucu olabiliyor. Ellerimi merak ediyorsanız hemen söyleyeyim, bir gün Hint mahallesinden geçiyordum mahallenin sonundan çıktığımda ellerim kollarım böyleydi. Sanırım Hint akımının cazibesine kapıldım.

Uzakdoğuda her şeyi her şeyle birlikte yiyebilirsiniz. Tam benim stil.
Hiçbir yasak, tabu ve ‘ay onunla o yenir mi, çok midesizsin’ şeklinde sözcüklerin olmadığı bir düzen.
Karpuzla, pilav, yumurta ile karidesli çorba, hmm yemede yanında yat.

Bunlarda diğer bitkilerin yemekleri.
İnanın çok lezzetliler. Bizim ege sofrasına benziyor. Buldukları tüm otlardan bir yemek yapmışlar. Öyle de güzel yapmışlar ki valla kendimi egede gibi hissettim. Sakın görünüşlerine bakıpta tatmamazlık yapmayın.
Her şeyin tadına bakın, güzel mi çirkin mi sonra verin bu kararı.

Şimdi ne yediğimi hemen anlatıyorum. Ananasın içerisinde karidesli yumurtalı pilav yiyorum. Tamam biraz lezzetler kafa karıştırıyor ama inanın güzel. Tatlıyla tuzluyu bir arada yemek size lezzet veriyorsa şimdiden afiyet olsun. Ha tabi bir de bunları çubukla yemeniz gerekiyor o da işin ayrı bir zevki. Tekrar hatırlatıyorum, sakın hayatta yemem demeyin.
Annemin değişiyle ‘bir tatdın mı?’

Görünüşüm Hintli, üstümdekiler Akdeniz, elimde Çin Çubuk, yediğim zaten gurbetçi,
anlayacağınız kimliklerin olmadığı bir anın lezzeti…

Tapınaktan bir görüntü. Her tapınak, her ibadet hane başka bir dünya. Bazısı ihtişam üzerine bazısı yokluk üzerine kurulmuş. Sonuç hep ayın tanrıya ulaşama arzusu. İnsanlığın içerisinden atamadığı ruhsal bilinç. İşte bu noktada gördüğünüz tek şey dinlerin üzerinde ki bilinç. Tüm dinleri tek bir çizgide bırakırsanız işte onun üzerine çıktığınızda artık dinde yoktur.
Orada tanrıyla sizin aranızda hiç Bir şey yoktur.

Uzakdoğuda bana ne olduysa hayvan sevgisi tavan yaptı. Bulduğum tüm hayvanları kucakladım. Ama kusura bakmasın haşerelerle aramada hep bir mesafe vardı. Ne zaman tam anlamıyla birlikte bilincine geçip onlarında varlığını kabul edeceğim merak ediyorum.

Valizlerin çokluğuna bakmayın. Sadece tek bir valizle yola çıktım fakat, hediyeler ve yaşanmışlıklar bir valiz daha ekledi bana. Sonuç; havalimanının ortasında oturmuş elimde bir meyve torbasıyla, kim olduğumu unutmuş kahkahalar atıyorum.