Günümüzde obezite bir yemek bozukluğundan çok öte bir duruma geldi. Ölüm rakamları ve hastalığın yayılma hızına bakıldığında artık bir salgın kriterleri ile aynı özellikleri taşıyor.

KİTAPLAR NEDEN BU KADAR BAŞARILI OLDU?

Temelde ki ihtiyaç neydi?

Yenilen miktarlar, porsiyon büyüklükleri, kişilerin bedenleri ve bu beden ölçülerine maruz kalan kişilerin bu durumu normal karşılaması aslında obezitenin buluşacı bir hastalık olduğunu bize netçe gösteriyor. Çünkü zihin içinde kaldığı duruma ne kadar uzun zaman maruz kalırsa bunu normal ve doğal kabul ediyor. İşte bu noktada şişmanlığın, yenilen yemeklerin, duygusal krizlerin normalleşiyor olması büyük bir sorun.

 

Bununla birlikte toplumun insanların neden kilo aldığı ile ilgilenmek yerine yasak yiyeceklerle ilgilenmeleri bizi çözümden çok uzaklaştırıyor.

Sorun çok yemek değil, sorun neden çok yeme ihtiyacı duyduğumuz. Kimse asıl bakması gereken yere bakmıyor. İşte bu noktada bir diyet kitabı olmayan “Tek Şişman Beyniniz” büyük bir boşluğu doldurdu. Çıktığı ilk ay çok satanlar listesine girerek aslında insanların zayıflamaya çalışırken büyük psikolojik çıkmazlar yaşadığını bize bir kere daha gösterdi. Ardından gelen diğer kitaplarda; “Tek Suçlu Beyniniz”, “Ruhunu Dinle Bedenini Doyur” yine aynı başarı grafiğini yakalayarak kişilerin kilo verme yolculuğunda psikolojik desteğe ne kadar ihtiyaçları olduğunu ve duygusal yemenin nasıl çözüleceğini bulmak istediklerini bize bir kere daha gösterdi.