Birçok deneyim yaşamama ve nefes kesen anılar toplamama sebep olan seyahatlerimden biri de Nepal yolculuğumdur. İran’a gittiğim bir seferde Nepal’e geçmeye karar verdim ve aslına bakarsanız tek gidişlik biletler alıp seyahat etmeyi işte bu Nepal yolculuğunda sevdim. Neden sıradan ve daha basit parkurlarla bu seyahatlerime başlamadığımı aslında ben de bilmiyorum. Basit parkurları bir kenara bırakın, başıma dert açacak yolculuk planlarında üstüme yoktur.

 

NEPAL YOLCULUĞU

 

Nepal’e gittiğimde yaklaşan doğum günüm için kendime çılgınca bir hediye seçtim. Hayatı boyunca tek bir dağa tırmanmamış olan ben, Everest’e çıkmaya karar verdim. O an hissettiğim merak ve gizem, hayatımın her anında hâlâ devam ediyor.

 

Everest yolculuğumu nasıl planladım? Everest yolculuğu için çantama neler aldım? Dağa çıkmak için öncesinde nasıl bir hazırlık yaptım?

 

“Everest Base kamp alanına ve yukarısına tırmanmak için kaç dağa çıkmak gerekiyor? Ve ben öncesinde kaç dağa tırmandım?” gibi soruları merak ediyor olabilirsiniz. Vereceğim delice cevaba hazır mısınız? Size çılgınca gelebilir, biliyorum ama ben daha önce hiçbir dağa tırmanmadım ve Nepal Kathmandu sokaklarında dolaşırken bile aklımda bu fikir yoktu. Yani tahmin edebilirsiniz ki çantam bu Everest yolculuğu için bomboştu. Peki, nasıl mı bu kararı aldım?

Everest yolculuğunda beni neler bekliyordu? Everest’e nasıl gittim? Tüm bunları EVEREST YOLCULUĞUM’da ayrıca bulabilirsiniz. Hadi, şimdi, bu kararı vermeden önce Nepal yolculuğumun nasıl başladığından size bahsedeyim.

 

NEPAL YOLCULUĞU

BAŞLANGIÇ…

 

Siz de hem Nepal’e gitmek hem de farklı bir seyahat planlamak isterseniz yolculuğunuzu benim gibi İran’dan başlatabilirsiniz. Çünkü uçak biletleri şaşırtıcı bir biçimde ucuz olabiliyor. Bir gün Nepal’e gitmeyi düşünürseniz önce İran’a gidin ve orayı gezin. Daha sonra Nepal’e geçin. Emin olun tüm bu destinasyonlar tek yön aldığınız biletlerden çok daha ucuza gelecektir. Çünkü İran’da uçak biletleri çok daha ucuzdur.

Doha üzerinden aktarmalı gittiğiniz Nepal uçağında kendinizi dolmuştaymış gibi hissedebilirsiniz. Uçak diğer seyahatlerime göre çok daha karışık, gürültülü, düzensiz ve kokuluydu. Uçak içinde dağıtılan yemek, mercimeğin rengi ve yoğunluğundan dolayı başta bulamaç gibi gelmişti. Bir de üstüne uçakta insanların elleriyle yemek yemeye başlaması, işleri benim açımdan daha da zorlaştırdı. Her zaman koşturmacanın ardından uçağa binip, cam kenarı bir koltuğa oturup derin bir nefes almayı ve ardından etrafı inceleyip gelen yemekleri merakla tatmayı çok severim. Evet biliyorum, uçak içi yemekler kesinlikle lezzetli bir yemekle yarışamaz.

Ama yine de heyecanlı bir çocuk gibi “Acaba ne verecekler ve tatları nasıl?” diye merak etmeden yapamıyorum. İşte, benim gibiyseniz Nepal uçağında bu merakınızı kaybedebilirsiniz ama üzülmeyin Kathmandu’da uçaktakinden çok daha lezzetli hâllerini bulacaksınız.

 

Nepal’e ilk indiğimde havalimanında tadilat vardı ve ortalık biraz harabe gibiydi. Aslına bakarsanız dış hatlardan çıkıyor gibi değil de şehirler arası küçük bir otobüs terminalinden çıkıyor gibiydik.

Nepal’e gittiğinizde havalimanı çıkışında yaşayacaklarınıza şimdiden hazır olun. Nepal havalimanı çıkışında aniden bir kalabalık üzerinize çullanırsa ve anlayamadığınız bir İngilizceyle sizi bir yerlere sürüklemeye çalışırsa şaşırmayın.

 

İlk birkaç dakika ne olduğunu anlamaya çalıyor, ardından bu kalabalığın ve kaosun taksi şoförlerine ait olduğunu fark ediyoruz. Yalnız sizi bir konuda uyarmak istiyorum: Biz bu hatayı yaptık, siz yapmayın! Elimizde otelin adresi yoktu, sadece ismi vardı ve ısrarla ismini söylememize rağmen öyle bir otel olmadığını ve dilersek bizi kendi tanıdıkları otele götürebileceklerini söylediler. Gecenin o saati verdiğimiz onca çabadan sonra bir şeylerin yanlış gittiğini anlamamıza rağmen elimiz mahkûm “Tamam!” demek zorunda kaldık. Çünkü hiçbiri “Biz bu oteli tanıyoruz, sizi götürebiliriz.” demedi. Hepsinin tek derdi, kendi bildikleri yere götürüp komisyon almaktı.

Adresiniz mutlaka bir kâğıda yazılı olsun ya da ayarladığınız hostel ya da otel ile önceden yazışın. Onlara uçak seferinizin saatini, uçak sefer numarasını verin. Onlar kendi taksilerini göndersin ve sizi havalimanı çıkışından alsın. Bu çok daha rahat bir yol.

 

Gerçekten korktuğumu hissettiğim nadir anlardan biridir o gece. Neden adresi elime almadığımı, sadece otel ismi ile yola çıktığımı sorgulayıp durdum. Eski, harabe, kolu kırık, koltukları yırtık bir taksi ile gecenin bir vakti adamın bizi götüreceği otele doğru yola çıktık. İçimde tarifi mümkün olmayan bir korku vardı. Sokaklar kirli, karanlık ve ellerinde silahla dolaşan polise benzer görevliler vardı. Sokakta sarhoş dolaşan, kusan evsizler de cabasıydı. Acaba bizi kaçırıyorlar mıydı? Hiçbir fikrimiz yoktu ve bedenimdeki adrenalin her geçen an yükseliyordu. Bozuk yollarda hoplaya zıplaya yol alırken İranlı kuzenimle birbirimize bakıyorduk. Onun da gerçek anlamda yaptığı ilk seyahatti. “Neden hep başımızı derde sokacak yolculuklardaydım?” diye sormaya başladım. İran’a ilk defa yaptığım yolculuğu hatırladım. (Tek başına gittiğim İran yolculuğu için Tıkla)

Karanlıkta hayal meyal gördüğüm, yüzyıllar öncesinden kalma bir meydanın kenarından geçip bir otele geldik.

Otel demeye bin şahit isteyecek cinsten bir yerde bizi karanlık bir odaya koydular ve o odanın kenarında sadece bir tuvalet vardı. Odanın penceresi bile yoktu, kapının üzerindeki boşluktan karşı odayı görüp duyabiliyorduk. Oraya da bizim gibi başka turistleri yerleştirdiler. Odayı aydınlatan ince ve cılız bir ampul vardı. Bütün akşam dışarıdaki korna sesleri eşliğinde tedirgin bir şekilde uyudum. Acaba aniden kapı açılacak ve birileri bize zarar verecek mi hissinden bir türlü kurtulamıyordum. Geç saatlerde kesilen ve sabah gün doğarken artan korna sesiyle sabaha karşı daldığım uykumdan uyandım.

 

Sabah olur olmaz kendimizi otelden dışarıya attık ve aslında gitmek istediğimiz oteli bulmaya, nerde olduğumuzu anlamaya ve Katmandu Meydanı’na ne kadar yakın olduğumuzu öğrenmeye karar verdik. Bizi kandırdıklarına yüzde yüz emindik ama iyi bir şey vardı: Gerçekten meydana çok yakın bir yere bizi getirmişlerdi.

Sabah dışarı çıktığımda başka bir yüzyıla uyandığımı fark ettim. Her şey çok farklıydı. Film gibi bir geceden kalan korku dolu hisler kaybolmuş, onun yerine sabah iş yerini açan güler yüzlü Nepal halkıyla karşılaşmıştık. Sabah olduğunda sokaklara kendimizi attığımızda bedenimiz yorgun ama huzurluydu.

Durbar Meydanı

Üzerimizdeki yol yorgunluğuyla meydanı keşfetmeye başladık. Nerede olduğumuzu anlama çalışıyorduk. Sokak aralarından yolumuzu bulmaya çalışırken birden kendimizi büyüleyici bir meydanda bulduk. Turistlerden para aldıklarını söyledikleri meydanda sabahın o saatinde kimseler yoktu ve arka sokaklarda halkın giriş yaptığı ve ücret ödemediği yeri tesadüfen keşfetmiştik.

Akşamdan kalma, yorgun bir hâlde meydanın ortasında dikeliyor ve bilmediğimiz bir hissin bedenimize dolmasına izin veriyorduk. Elimize ne bir harita ne de bir tanıtım broşürü almıştık. Zaten otelden çıkarken tek derdimiz nerde olduğumuzu anlamak ve gitmek istediğimiz otelin yerini bulabilmekti. Şimdi ise kendimizi seyahatimizin belirlediğimiz ilk durağı olan Durbar Meydanı’nda bulmuştuk. Katmandu günlerimiz plansızca, işte o anda başlamıştı.

Nepal, Katmandu’ya giderseniz muhakkak uğrayacağınız yerlerden biri olan Durbar Meydanı turistlerin ilk durağı oluyor. Eski Kraliyet Sarayı, Altın Kapı ve çeşitli tapınakların da içinde bulunduğu birçok tarihî anıt Bhaktapur Durbar Meydanı’nda yer almaktadır.

Gerçi Nepal, Katmandu’da 2015 yılında meydana gelen depremden sonra meydanın son durumu nedir bilmiyorum. Binaların bir kısmının zarar gördüğünü ve bir kısmının yıkıldığını biliyorum. Yakın bir zamanda gittiyseniz beni de meydanın son durumuyla ilgili bilgilendirirseniz sevinirim.

Bhaktapur Durbar Meydanı; aslında Durbar Meydanı, Taumadhi Meydanı, Dattatraya Meydanı ve Çömlekçiler Meydanı dâhil olmak üzere birkaç ayrı meydanın toplamından oluşmaktadır. Ayrıca tüm bu meydanlar UNESCO Dünya Mirası Sit Alanı kapsamına dâhildir.

 

MAJU DEGA TAPINAĞI (Kraliçe Anne Tapınağı)

 

Durbar Meydanı’nda yer alan Maju Dega Tapınağı, Şiva’ya adanmış bir Hindu tapınağıdır. Tapınak, Bhupetendra Malla’nın kraliçesi, annesi Riddhi Lakshmi tarafından 1692’de inşa edilmiştir. Bu yüzden diğer adı Kraliçe Anne Tapınağı’dır. Yüksekliği nedeniyle Durbar Meydanı’nda hatrı sayılır bir yüksekliğe sahip. Taleju ve Degu Taleju tapınağından sonra Maju Dega, Durbar Meydanı bölgesindeki en uzun ve en büyük tapınaktır. Maalesef 2015 yılında yaşanan depremden sonra yıkıldığını öğrendim ve çok üzüldüm. Buraya deprem sonrası fotoğrafını da koyuyorum.

 

Katmandu-Durbar Meydanı- Maju Dega Tapınağı’nın yanındaki büyük beyaz anıt ise aşk ve arzunun tanrısı Kam Dev’e adanmış bir yapıdır. Kam Dev Şiva’nın eşidir.

Hemen yanında fotoğrafta gördüğünüz diğer tapınak var. Beyaz anıtın sol tarafı Trailokya Mohan Narayan Tapınağı’dır.

 

 

Trailokya Mohan Narayan Temple

Maju Dega Tapınağı’nın yanındaki tapınak, Trailokya Mohan Narayan Tapınağı’dır. Trailokya Mohan Narayan Tapınağı’nın önünde diz çökmüş Garuda heykeli var. Maalesef ki depremden sonra buranın da yıkıldığını öğrendim. Deprem öncesi ayrıntılı bir fotoğraf çektiğimiz için bunu da sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Merakla etrafa bakınıyor, birileri ile konuşup bilgi edinmeye çalışıyorduk. İşte o zaman meydandaki çocuk tanrının evini fark ettik. Kumari Chow, yaşayan bakire bir tanrı idi ve aynı zamanda bir çocuktu.

Kumari Chowk

Durbar Meydanı’ndaki Kumari Chowk evinin önüne geliyoruz. Yaşayan tanrıça mı bilmem ama benim için küçük kızın evi burası. Kapıda duran renkli iki aslan var. Aslanlardan biri dişi, biri erkekmiş ve bu evi koruyormuş. Avludan içeri girdiğimizde farklı bir enerji bizi karşıladı.

Bu inançlar ve o çocuğun seçilme şekli bizi çok etkiliyor. Nepal’de Hindu ve Budistlerin yaşayan tanrıçası Kumari, 2 ila 5 yaş arasındaki kız çocuklarından seçiliyor. “Kutsallıkları” regl olduktan sonra biten kız çocukları için asıl zor yaşam bundan sonra başlıyor. Maalesef ergenlikten sonra büyük bir yalnızlık içinde hayatlarını sürdürdükleri söyleniyor. 13-14 yaşından sonra farklı bir kimlikle farklı bir hayata başlıyorlar. Kumarilerle evlenen erkeklerin kısa ömürlü olacağına inanıldığından kimse onlara yaklaşmıyor. Kumariler yalnızlık ve yoksulluk içinde ölüyorlar.

Ergenliğe girene kadar tanrıça olan kızlar, ahşap evden yılda birkaç kez dışarı çıkıyor. Arkadaşlarıyla oynama yaşlarında saray duvarlarında ziyaretçileri selamlıyorlar. Sizce bu bir avantaj olabilir mi? Kendi kızımın kesinlikle seçilmesini istemezdim.

Yüzlerce kız çocuğu içinden en güzel ve en güçlülerini bir Budist ve bir Hindu rahip ile bir falcı seçiyor. Yaşayan tanrıça Kumari’nin kutsal ayakları yere değmesin diye başkaları taşıyor. Kırmızı kıyafetler giydirip saçlarını topuz yapıyorlar ve alnına onun algı gücünü temsil eden bir göz çiziliyor. Dubar Meydanı’ndaki sarayına yerleştirilen Kumari, arada sırada aileleri tarafından ziyaret edilebiliyor.

Tanrım, bir çocuğun psikolojisinin yerle bir olması hiç doğru değil. Hele ki seçilirken karanlık bir mağarada yalnız bırakıldıklarını ve önlerine kesilmiş hayvan kafası ve yılanlar atılarak en korkusuzu seçildiğini duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu. Âdet olduklarında normal bir hayata döneceklerini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü inanışa göre Kumarilerle evlenen kişilerin ömürlerinin kısa olacağına inanıyorlar. Bu durumda kaç erkek Kumarilerle evlenir ki? Yapayalnız bir hayat onları bekliyor. Kumari’yi göreceğimi bile düşünmeden orada oturmuş kafamda tüm bunları anlamaya çalışırken pencereye doğru gelen bir çocuk fark ettim. O, Kumari’ydi ve camdan çıkmış bize el sallıyordu. Anlatılan masalımsı bir hikâyeyi kafamda oturtmaya çalışırken onu karşımda gerçek hâliyle görmek beni çok heyecanlandırmıştı, ayağa kalkıp ben de ona el salladım.

Koşarak o eve girmek ve onu oradan alıp bir sürü çocuğun çığlıklar atıp oynadığı kocaman bir oyun parkına götürmek istedim.

O sırada Kumari Chowk aniden içeri kaçtı ve biz de farklı duygularla oradan ayrıldık.

 

 

Kafamdaki Kumari Chowk ile ilgili düşünceler; aniden karşımıza çıkan minik, ışıklı, keyifli mi keyifli bir butik pansiyon bulmamızla dağıldı. Çatı katı bende öyle huzurlu bir his yaratmıştı ki biz de daha önce seçtiğimiz oteli bir kenara bırakıp mevcut duruma ayak uydurmak için hemen plan değişikliği yaptık. Burada çok ciddi planlar yapmak yerine anda kalmanın daha önemli olduğunu anlayarak diğer otelden eşyalarımızı alıp bu minik, insanın içini ısıtan pansiyona geçtik.

 

Ve o an itibariyle Katmandu daha sıcak, daha güzel gözükmeye başladı gözümüze. Yorgun olan bedenlerimiz tekrar enerji ile doldu.

 

Daha sonra farklı sebeplerle defalarca Durbar Meydanı’na uğradık. Sizle birkaç tapınağın daha fotoğrafını paylaşmak istiyorum. Aslına bakarsanız başlarda tapınakların üstündeki, önündeki semboller ve heykeller çok ilgimizi çekiyordu ama sonrasında öylesine alıştık ki normal geldi hepsi bize.

 

Sakın Yalan Söyleme!

Kala Bhairab

Dubar Meydanı’nda renkli bir görüntüye sebep olan ve meydanın tanınmış figürlerinden biri, Kala Bhairab’tır.

Kala Bhairab’ın önünde dururken yalan söylemenin anında ölüm getireceği söyleniyor. Hükümet tarafından da insanların gerçek için yemin ettikleri bir yer hâline gelmiş. Yıkıcı tanrı Şiva’yı temsil ediyor. Kafasının üzerindeki taç zaten kuru kafalardan oluşmuş.

 

Mahendreswar Tapınağı

Tapınağın üzerinde Şiva ve Nandi heykeli var. Nandi, Hint mitolojisinde tanrı Şiva’nın üzerine bindiği ve tanrı Şiva’nın koruyuculuğunu yapan boğa görünüşlü bir Hindu tanrısıdır. Çoğu Şiva Tapınağı’nın önünde ya da üzerinde bu görüntüleri görebilirsiniz. Elindeki mızrak ile de şeytanı kovduğu ve tapınağını koruduğu söyleniyor. Her yer tapınak olduğu için artık bir noktadan sonra bütün tapınaklara bakmayı bırakıyoruz.

 

Kral Pratap Malla Sütunu

Kral Malla ortaya çıkardığı refah, saltanat sonrasında Durbar Meydanı’nın etrafındaki çoğu yerden sorumluydu. Onun saltanatı kültürel ve ekonomik bir tepe noktası olarak görülüyormuş. İşte bu gördüğünüz resimdeki sütun da ona ait.

Şehir lotus gibi temsil edilmiş ve üzerine Kral Malla, eşi ve çocukları konmuş. Tabii iki eşi olduğu için iki tarafında eşleri, beş oğlu da etrafında. Küçük oğlu önde. Yani bu sütunları, heykelleri Nepal’de anlamak gerçekten zor. Her şey çok karışık gibi. Çok tanrı, çok kral, çok fazla değer verilen sembol ve hayvan var. Durum böyle olunca her şeyin sembolünü ve heykelini görebiliyorsunuz.

Thamel Bölgesi

Sokaklarda kaybolmaya hazır olun!

Kaldığım hostel Katmandu’nun turist merkezi Thamel’de. Turistlere özel bir çarşısı olan Mandala Street’i kaç kere dolaştığımı hatırlamıyorum. Herhalde kaldığım süre boyunca günde 5 kere turistlere özel caddeleri ve renkli görüntüleri ile bilinen Thamel sokaklarında dolaşmışızdır. Burası farklı lezzetler tadabileceğiniz, sevdikleriniz için farklı hediyelik eşyalar bulabileceğiniz, The Nort Face marka ve benzeri ürünleri tahmin edebileceğinizden çok daha ucuza alabileceğiniz, mağazaların olduğu bir bölge.

Bir gün saatlerce el yapımı kâğıtlar, kâğıt üzeri işlemeler, el yapımı kâğıt lambalara bakarken buluyorsunuz kendinizi; başka bir gün tütsücüler, yağ esansları, mistik müziklerin çaldığı cd dükkanlarına. Yani anlayacağınız Thamel bölgesinde ilginizi çeken bir mağazada saatlerce vakit geçirebiliyorsunuz.

Bir dükkâna girip pazarlık yapıp ucuza aldığınızı düşündüğünüz ürünün iki dükkân yanda daha ucuza satıldığını gördüğünüzde şaşırıyorsunuz. Sanırım seyahat eden herkesin en az bir kere de olsa yaşadığı bu durumu Nepal’de fazlasıyla deneyimliyorsunuz. Çünkü pazarlıklar kendi ülkenizdeki gibi küçük rakamlarla değil büyük rakamlarla yapılıyor. Öncesinde dükkanları keyif için dolaşıp fiyatları öğrenmekte yarar var. Ürünleri, size söylenilen rakamın üçte bir fiyatına alabileceğinizi de unutmayın.

Themak sokaklarında Nepal çayını denemeden ve bir çaycıya girip istediğiniz çaylardan paket yaptırmadan dönmeyin!

Ayrıca doğal tütsü almadan dönmeyin. Çünkü ülkemizde doğal el yapımı tütsülerin çok fazla olmadığını düşündüğünüzde burası bir tütsü cenneti olarak görünüyor. Siyah ve kimyasal tütsüler güzel kokuyor olabilir ama aslında çok sağlıklı değiller. Thamel bölgesinde el yapımı, doğal, harika tütsüler bulabilirsiniz. Şahsen paçuliden sandala, zeytin ağacından ambere neyi koklayacağımı, satın alacağımı şaşırdığım ve kendimi kaybettiğim tütsücülerden zor çıktım.

Akşam pansiyonun üst katında minik ışıkların altında biralarımızı içiyoruz. Bütün günün yorgunluğunu ve bir önceki günün tüm korkusunu etraftaki tütsü kokuları eşliğinde orada bırakıyoruz. Sonrasında derin bir uyku bizi bekliyor.

 

 

 

 

 

 

 

Ertesi sabah erkenden tekrar yoğun korna sesleri ile güne başlıyoruz. Arabaların işaret dili olan bu korna seslerine hazırlıklı olun. Araçların sinyal kullanmak yerine korna çalarak anlaştığı bu gürültülü senfoniye birkaç gün sonra alışıyorsunuz ve onları artık duymaz oluyorsunuz.

OR2K Café

İnternetten de yaptığım araştırmalarla bulduğumuz OR2K Cafe, Thamel merkezden bizi alıp bambaşka bir diyara götürdü. Burayı keşfettiğimizde altın bulmuş gibi hissettik. Çünkü genelde Nepal yemeklerini yöresel yerlerde yemeyi tercih ediyorduk. Ama siz Kathmandu’ya iner inmez bu kafeye gelirseniz ne demek istediğimi kesinlikle anlayamazsınız. Hatta neden abartılı cümleler kurduğumu düşünebilirsiniz. Şöyle anlatayım, biz oradaki yokluktan ve yediğimiz garip yemeklerden sonra burayı keşfettik.

Bu yüzden içeride çalan müzikler, sunduğu farklı seçenekteki yemekler, lezzetli menüler bizi maden bulmuş gibi hissettirmişti. Saatlerce yürüyüp yorulduktan sonra ayakkabılarınızı çıkartıp yerdeki kocaman minderin üzerine kendinizi attığınızda ne demek istediğimi anlayacaksınız.

İçeride dünyanın her yerinden gelmiş bir sürü turist var. Yemekler doyurucu ve lezzetli. Hatta biz yeni plan yapacağımızda ya da elimizdeki haritaları değerlendireceğimizde muhakkak bu kafeye geliyorduk.

 

En çok keyif aldığımız an ise Everest yolculuğumuz sonrasında zafer kazanmış gibi buraya gelip bir bira içmek olmuştu. (Everest yolculuğunu merak edenler)

Madem öyle, size aklımda kalan başka bir restorandan daha bahsedeyim.

 

La Dolce Vita

Kathmandu’da uzunca bir süre geçirdikten sonra farklı lezzetler aramaya başlamıştık. Mesela harika soslu bir makarna, salata… İşte o zaman bu İtalyan restoranını keşfettik. Şimdi yepyeni yerler açılmıştır eminim ama o günün şartlarıyla burası bize baya iyi gelmişti. Ben Kathmandu’ya gittiğimde birçok turist gibi, bir internet kafeye gidiyordum. Yapacaklarımı ve restoranları internette belirleyip not alıyor, ertesi gün buraları bulmaya çalışıyordum. Akşamları kafeye gidip Facebook’ta bunları paylaşmak en büyük keyfimdi. İnterneti bulduğum an ailemi arıyor, bütün yaşadıklarımı onlarla paylaşıyordum. Şimdi durup geriye baktığımda bunun da apayrı bir keyfi olduğunu görüyorum. Sürekli elimizde telefon olmadığı, istediğimizde istediğimiz kişiyi arayamadığımız ve sosyal medyayı kullanamadığımız yurtdışı yolculuklarında internet kafelere gitmek ayrı bir zevkti.

 

Hadi, size aklımızda kalan birkaç restorandan daha bahsedeyim. Böylelikle her yeni duygu ve deneyimde biraz aklınızı dağıtmak ve biraz da süreci daha keyifli hâle getirmek için seçeneğiniz olur. Benim gittiğim tarihlerde bizim bulduklarımız bunlardı ama eminim şimdi çok daha yeni ve güzel seçenekler sizi bekliyordur. Bence öncesinde mutlaka tripadvisor web sitesini ziyaret edin. Eminim birçoğunuz bu siteyi biliyordur. Seyahat, konaklama, yeme içme konularında birçok gezginin yorumları ve verdiği puanlarla bulabileceğiniz en iyi yerleri rahatlıkla keşfetmenizi sağlayan harika bir site.

 

İşte, beğendiğim birkaç restoran:

-Forest and Plate

-Rosemary Kitchen Restaurant&Bar

-Spize

-White House Kitchen

-Roadhouse Cafe Thamel

-Electric Pagoda Bar&Cafe

-La Casita de Boudhanath

-Marco Polo Restaurant

-Nepalaya Rooftop Restaurant

 

Pashupatinath Tapınağı

 

 

Ertesi sabah kendimizi tapınaklarda ölü yakma törenlerinde buluyoruz. Ben hayatı boyunca ölü görmemiş ve ölenlerin İslami değerlere göre gömüldüğü bir ülkede büyümüş biri olarak bedenimdeki en küçük hücreye kadar etkileniyorum.

Ölüler yanarken çıkan o kokuyu uzun süre hafızamdan atamıyorum. Ülkeme döndükten sonra bile mangal kokusuna tahammül edemedim çünkü aklıma tek bir şey geliyordu: Ölü yakma törenleri.

 

1600 yıl önce yapılan Pashupatinath Tapınağı Kathmandu’da bulunan, Hinduizm tanrısı Lord Şiva’ya adanmış bir tapınaktır. Pashupatinath Tapınağı UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne alınmış olup Asya’daki en önemli dört dinî yerden biridir. Ayrıca Nepal’deki en büyük tapınaklardan biridir. Kathmandu’nun 3 km kuzeybatısında Ganj nehrinin bir kolu olan Bagmati Nehri’nin kıyısında yer alır. Nandi-Shiva’nın boğasının büyük altın heykeli de burada karşımıza çıkıyor. İlkbaharda Maha Shivaratsi festivalinde Nepal’den ve Hindistan’dan gelen yüz binlerce kişiyi burada görebilirsiniz. Gerçi pandemiden sonra bu festivallerin iptal edildiğini düşünüyorum.

 

Turistler ölü yakma törenlerini karşıdan izlerken ben nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde kendimi törenin içerisinde buldum. Görevli tüm sorularımı da seve seve cevapladı. Ve sonra ölünün ağzına konan bir çıranın tutuşturulmasıyla yakma süreci başladı.

Hinduların yakılması nehir boyunca yükseltilmiş alanlarda gerçekleşiyor. Zenginler nehrin bir kenarında, fakirler başka bir kenarında yakılıyor. Aslında dışarıdan baktığımda hiçbir fark göremiyorum. Aralarında sadece on metre var. Aynı yerde, aynı nehre yakılıp bırakılıyor. Görevliye ne fark olduğunu soruyorum. Daha kaliteli odun kullanıldığını, akıntının geldiği kısımda yakılıp nehre bırakıldığını söylüyor. Üst kısım dediği yere bakıyorum, arada on metre mesafe belki var belki yok. Yüksek fiyatlar veriyorlarmış bu kısımda yakılmak için. Gerçekten zengin ve fakirin anlamlarını yitirdiği bir yer orası. Daha iyi bir odunla yakılmak ya da yanmış bedenimin suya daha erken verilmesi hiçbir anlam ifade etmiyor. Ölüm mevzu olunca paranın bir anlamı olmadığını düşünüyorum kendi dünyamda. Şaşkın gözlerle nehre bakıyorum. Nehrin alt kısmında çamaşır yıkayan kadınları görünce ne düşünmem gerektiğini bilemiyorum.

 

 

Maymunlar yine tapınağın her yerinde.

 

Rajandi’ye Pashupatinath Tapınağı’nda özel olarak hazırlanmış kütüklerin üzerine yatırılan ölülerin ayakları önce nehirde yıkanıyor ve yakınları ölüyle vedalaşıyor. Yakmak için kullanılacak odunlar ölünün ağırlığına göre hesaplanıyor. Odunların arasına bir jel sıkıyorlar. Görevliye jelin ne olduğunu soruyorum. Odunların daha hızlı tutuşması için o jeli sıktıklarını söylüyor. Sonrasında ölen kişiye özel kıyafetler giydiriliyor.

Ölü, sandal yağıyla yağlandıktan sonra saflığın simgesi beyaz renkli bezlere sarılarak bir süre bekletiliyor. Pandit adı verilen Hindu rahipler ölüyü yakmak için hazırlarken yakınları sessizce etrafında bekliyor. En büyük erkek çocuk, beyaz bir kıyafet giyerek odunları ateşe veriyor. Ama ölen kişi kadınsa bu işlemi en küçük oğlan yapıyor. Sonrasında ateşe veren kişi kafasını kazıtıyor. Ateşe verilme işlemi ölünün ağzına konulan bir tahtadan yapılıyor. Bu yanma, ortalama üç saat sürüyor. Sonrasında tüm küller Ganj nehrinin bir kolu olan Bagmati nehrine dökülüyor.

 

Ölen erkeğin eşi ise 1 yıl boyunca tapınağa gelerek tanrılara pirinç ve çiçekler sunarak töreni devam ettiriyor. Ayrıca ölüyü yakan beyaz kıyafetli kişinin bir yıl boyunca böyle giyindiği ve törenden sonra on-on beş gün kadar evde kalıp kimseyle konuşmaması gerektiği söyleniyor.

Sanki her şey çok doğaldı ve ortada bir ölüm yokmuş gibi bir karşılama söz konusuydu.

İşte bu durum, ölüme olan bakış açımı sorgulatacak kadar alışık olmadığım bir şeydi.

Kendi ülkemde birileri öldüğünde insanlar kahrolurken burada nasıl bu kadar doğal karşıladıklarını, sanki kaybettikleri kişiyi tatile uğurluyormuş gibi tepki verdiklerini anlamıyorum. Tamam, inanışları farklı.

Biliyorum ama normalde sevdiğiniz biri uzaklara gittiğinde bile ağlayabilirken ölüm konusunda bu şekilde rahat olmaları benim de o törenleri travmatik geçirmek yerine çok daha normal karşılamama sebep oldu.

 

 

 

 

 

 

Birçok yere turistlerin girmesi yasak ama yine bir şekilde sadular beni odasına davet edip ikramlarda bulundu. Tapınağın kenarında fotoğraf çekilmek için oturan sadulardan bahsetmiyorum. Küçük bir odada gözden uzak yaşayan sadulardan bahsediyorum. Sanki bir turist değil de orada olmam gerekiyormuş gibi baş misafir edilmeme ben de şaşırıyorum.

Saduların da kibar davetini kırmayıp onlarla vakit geçirmek için yanlarına oturdum. Oda duman altıydı, ne içtiklerini tahmin edebilirsiniz. Bana özel yaptıkları Nepal çayından ve içmem için sigaralarından ikram ettiler. Kibarca sigarayı reddedip çaylarından aldım. Oda o kadar küçük ki sigaranın dumanı her yerde. Tabii içtikleri normal bir sigara değil. Otlar büyük poşetlerin içinde her yerde. Bana karşı o kadar nazik ve misafirperverler ki sürekli bir şeyler ikram ediyorlar. Konuşuyoruz.

Burada yaşadıklarını ve ibadet ettiklerini, tüm günlerini burada geçirdiklerini, hayattan bir beklentilerinin olmadığını öğreniyorum. Dakikalarca onları dinleyip düşünüyorum. Zaten dumanın etkisiyle ben de farklı hissetmeye başlıyorum. Kuzenim de benimle birlikte. Beş dakika içeride kaldığımızı düşünürken bir saat geçirdiğimizi fark ediyoruz. Sanırım odada biraz daha kalsak odadan hiç çıkamayacağımız bir kafa yapısına gelebilirdik.

 

 

Saduların dışında ölümü bekleyen fakir ve yaşlı insanlar var. Her gün insanların yakıldığı bir yerde ölümü beklemenin nasıl bir psikoloji olduğunu hayal bile edemiyorum. Ama burada beklemenin onlar için çok önemli olduğunu öğreniyoruz. Bazılarına bakıyorum belki ölmelerine daha çok zaman var ama yaşamak yerine ölümü bekliyorlar. Gerçekten dinî bir bakış açısıyla bakmaya çalışsam bile bunu anlamıyorum. Yaşam tüm enerjisiyle orada ve yaşamdan sonraya odaklanmışsın. Anlamak zor…

Böyle bir deneyim tüm günümüzü almıştı, sonrasında yine merkeze gidip sakin müziklerin çaldığı bir kafede soğuk bir şeyler içerek yaşadıklarımızı anlamlandırmaya çalışıyorduk. Zaten öyle derin etkilenmiştik ki hâlâ ruhumuz ve bedenimiz oradaydı.

Kathmandu’da rahat hissettiğiniz bir yer bulduğunuzda yaşadıklarınızı tekrar tekrar düşünmek için kendinizi mutlaka oraya atıyorsunuz. İşte bizim böyle durumlarda kaçtığımız yer, size yukarıda da bahsettiğim OR2K Cafe’ydi. Onların soğuk, naneli, salatalıklı, taze mi taze içeceklerinden birini içerek içimizdeki yangını soğutmaya çalıştık.

Koronavirüs sebebiyle kapalı olan Pashupatinath Tapınağı dokuz ay kapalı kaldıktan sonra 16 Aralık 2020 yılında tekrar açıldı. Gitmeden önce tekrar kontrol etmenizde fayda var. Pandemi koşulları nedeniyle tekrar kapanmış ya da turistlerin içeri girmesi yasaklanmış olabilir.

 

Bodnath Stupa

Katmandu’nun merkezinde yer alan bu muhteşem Budist tapınağı, Bodnath Stupa mutlaka görülmesi gereken önemli bir yer. Boudhanath Tapınağı, sadece Nepal’in değil Güneydoğu Asya’nın en büyük Budist tapınağı. Tapınağın her tarafında Buda’nın gözlerini görebilirsiniz. Tapınağın içine girmek mümkün değil, içeriye sadece Budist din adamları ve rahipler (Monklar) girebiliyor. İnsan gerçekten de başka bir dünyada hissediyor kendini.

Budistler hacı olmak için buranın etrafında dua ederek dönüyor, kalabalığa kendinizi bıraktığınızda siz de etrafında dönmeye başlıyorsunuz. Her saat kalabalık aynı değil, artık bu sizin şansınıza kalmış. Çanları çalmadan, mum yakmadan ve dua ederek silindirleri döndürmeden buradan ayrılmayın. Aslına bakarsanız oradaki enerji, sizin hissettikleriniz, tüm bu farklı ambiyans sizi alıp bir yerlere götürüyor. Gönlünüzden geçen duaları, hayalleri, istekleri orada farklı bir ruh hâliyle yaşayabilirsiniz.

Buradaki kafeler Boudha Stupa’yı tamamen görebileceğiniz, manzarası olan birçok keyifli çatı terasına sahiptir. Etraftaki alışveriş yerleri ile birlikte oldukça ilginizi çekebilir. Ben gece gitmedim ama gece gidilmesini tavsiye ediyorlar. İsterseniz alışveriş yapabilirsiniz, isterseniz de birkaç atıştırmalık ve alkollü bir içki alarak bir kafede oturup tüm günün yorgunluğunu atabilirsiniz. Ya da gün ortasında kahve içmek ve bir kafenin çatısına oturup fotoğraf çekmek için güzel bir fırsattır.

 

Eğer içinizde dilemek istediğiniz güzel bir dilek ya da dua varsa buranın atmosferi size yardımcı olacaktır. Geleceğiniz için güzel bir imajinasyon yaratabilirsiniz.

Size yardımcı olması açısından Lacasita de Boudhanath restoranın fotoğrafını paylaşıyorum. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Bodnath Stupa karşısında ve yakınında olan birkaç kafe&restoran önerisi yapalım:

 

– La Casita de Boudhanath

– Roadhouse Cafe Boudha

– Stupa View Restaurant

– Utpala Cafe

– Nani’s Kitchen

-Toran Restaurant

Swayambhunath Tapınağı

 

Katmandu Vadisi’nde bir tepenin üzerinde bulunan görkemli ve gösterişli bir Budist tapınağı olan Swayambhunath Stupa (Maymunlar Tapınağı) eski bir dinî komplekstir.

Vadinin tepesine yerleşmiş olan bu dinî kompleksten tüm şehri görebilir ve yine harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Fotoğraf çekerken muhakkak ki bir maymun kadrajınıza girecektir çünkü burası diğer adıyla Maymunlar Tapınağı’dır.

Burada da mistik bir hava fark ediyorsunuz, havanın daha temiz ve gürültünün de daha az olmasının etkisiyle kendinizi çok daha iyi hissediyorsunuz.

Sabah erken saatlerde gelirseniz sis içinde uzun merdiveni çıkabilirsiniz. Emin olun merdivenleri çıkarken keyif alacaksınız. Merdivenler gözünüzü korkutmasın çünkü tek girişi burası değil, arabayla gelebileceğiniz başka bir girişi de mevcuttur.

Tüm tapınaklarda olduğu gibi burada da yoğun bir tütsü kokusu sizi karşılıyor. Bu kokuya bir de maymunların kokusu eklendi mi bazen tahammülü zor bir etki bırakabiliyor.

Etrafta hafif bir rüzgâr varsa, ki genellikle tapınağın konumundan dolayı rüzgârlı olabiliyor, işte o zaman bu farklı kokular keyif veriyor.

Swayambhunath Tapınağı’nda bir yere oturup esen rüzgâr eşliğinde şehri seyrederken dört bir taraftaki bayrakların hışırtısını duyabilirsiniz.

Ayrıca Thamel bölgesinde kalıyorsanız yürüyerek, bisikletle veya taksiyle Nepal Swayambhunath Tapınağı’na ulaşmanız mümkün. Thamel bölgesinden yürüyerek 40 dk.

Kathmandu Sokakları

Sizce Nepal Sokakları Meditatif midir?

Nepal, Kathmandu’ya gitmeden önce kafamda bazı hayaller, fikirler vardı; bu şehir ve yaşamları hakkında. Meditatif yaşadıklarını ve hayvanlara, doğaya karşı duyarlı olduklarını biliyordum. Kafamda bambaşka beklentiler ve düşüncelerle gitmiştim. Sokakta ruhani müziklerin duyulduğu, insanların birbirine, doğaya karşı duyarlı olduğu, temiz ve yeşillikler içinde bir Kathmandu hayal ediyordum. Hatta o yıllarda kendi kendime “Yaşlanınca Nepal’de dağlarda geçirebilirim hayatımı.” diye düşünüyordum. Peki, Nepal’le gittikten sonra mı ne düşündüm?

Erken ölmek istiyorsan evet, yaşlılığını orada geçirebilirsin. Korna sesinden kulaklarının uğuldadığı, pis sokaklar… Tanrım bu ne gürültü, bu ne pislik, bu ne saygısızlık! Evet, sokaklarda meditatif müzikler duyabilirsiniz. Thamel’de (turistik bir bölge) cd satan dükkânların önünde turistlere satılmak üzere bol bol bu müziklerden duyabilirsiniz. Nepal, Kathmandu sokaklarında kasaba benzer dükkânların önünde büyük kütüklerin üzerinde parça etler mi ararsınız, bu etlerin iplerle bağlanıp el arabaları ile bir yerlere taşınıp satılmasını mı?.. Sokaklardaki tozdan hiç bahsetmiyorum bile.

Etrafı süpürürken yerler ıslak değilse çıkan toz bulutunu size anlatmam mümkün değil. İneklerin ve diğer hayvanların yaptığı dışkılara basmak istemiyorsanız yürürken ayrıca bir gözünüz yerde olmalı. Kaldırım kenarında kürekle alınacak kadar birikmiş insan çöpünden de hiç bahsetmiyorum. Yani kesinlikle bazı şeyleri bilerek gitmeniz gerekir. Sonrası sorun değil, artık büyük maceraya kendinizi bırakabilirsiniz.

 

Mandala Street

 

Hayalinizdeki Nepal Burası Olabilir mi?

Mandala Street, araçların trafiğe kapalı olduğu bir yer. Bu yüzden Thamel’in gürültüsü ve kargaşasını burada çok fazla hissetmezsiniz. Ayrıca daha temiz ve düzenli dükkânlar alışveriş yapacakları bekler. Sakinlik içerisinde bir şeyler içmek isteyenler için küçük bir kaçıştır. Fakat size çok ilginç bir şey söyleyeceğim: Nepal’in, Thamel’in o kargaşası, yoğunluğu, heyecanını bir kez hissettikten sonra aslında gerçek Nepal’in burası olmadığını anlıyorsunuz. Ve bir güç yine de sizi Thamel’in sokaklarına çekiyor. Sanki orada festival varmış ve sen bir şeyleri kaçırıyormuşsun gibi hissediyorsun.

Ayrıca burada mandala konusunda harika eserler yapılıyor. Yalnız kazıklanmayacağınıza inandığınız bir yerlerden bir şeyler alabilirsiniz. Mandala, mikro ve makro kozmosu anlatmak için kullanılan bir çizim tekniğidir. Minik desenin kendini tekrarlaması ile aynı resmin büyük hâllerini elde edersiniz. Sanskritçe ‘çember’ anlamına gelir. Mandalanın büyüklüğü ya da zorluğuna göre çizimi günlerce sürebiliyor. Birkaç mandala görmek, hatta satın almak için Mandala caddesine gidebilirsiniz.

 

Nepal’de Masaj Yaptırılır mı?

 

Thamel, Kathmandu Sokaklarında Bir Masaj Deneyimi

 

Thamel sokaklarında dolaşırken gözümüze birkaç masaj salonu takıldı. Aslında çok kararsızdık çünkü buralarda gerçekten iyi masaj yapan bir yer olup olmadığını bilmiyorduk. İnternet araştırmalarımız sonucu da pek parlak isimler bulamadık. Yani Kathmandu’da yapılacaklar listesinin başında masaj yaptırmak yoktu. Ama kuzenimle çok yorgun olduğumuz bir gün dayanamayıp bir salona girdik. Çok büyük beklentilerimiz yoktu ama hayatımda unutamayacağım en iyi masajlardan birini yaşadım. Masaj sırasında uyuya kalabilecek bir yapım yoktur ama ya çok yorgunduk ya da gerçekten çok iyi masaj yapmışlardı. İşte bunu size söyleyebilmem zor! Ne olursa olsun benim için unutulmaz masajlar arasına girdi. Demek ki neymiş? Masajın iyi olması kadar o bedenin masaja duyduğu ihtiyaçmış…

 

Nepal’de hangi tapınaklar ne anlama geliyor?

 

Hinduizm&Budizm dinine ait tapınak hangisi diye bazen kafamız karışıyordu. Çünkü burada dinler ve tanrılar o kadar çok ki bir noktadan sonra artık karıştırmaya başlıyorduk. Nepal’de Müslümanların da yaşadığını düşünürseniz dinler festivali yaşandığını anlarsınız. Benim için dünyanın en güzel hissi, kim hangi inanışa sahipse onu yaşayabilmeli. Sonuçta ruhsallık siz ve tanrınız arasında olan bir bağlantıdır. Aslına bakarsanız insanların dua edebildiği, sığınabildiği, doğru yolu bulabilmek ona ışık olan bir güce ihtiyaçları var. Bu yüzden birbirine saygı duyarak yaşayabildiğin bir coğrafya en barışçılı. Hadi gelin, kısa bir özetle Nepal’de en sık rastlanılan tapınak modellerinin neler olduğunu görelim.

 

Pagoda Tipi

Hani Uzak Doğu filmlerinde sıklıkla rastladığımız bir mimari vardır ya, işte Pagoda tipi tam olarak böyledir. Budist tapınağı olarak geçiyor. Çin, Japonya, Hindistan ve Nepal’de sıklıkla görebilirsiniz.

Genellikle çok katlı ve dörtgen görünüşlüdür. Pagodalar beş ila on üç kat arasında değişiklik gösterir. Pagodaların aslı Hintlilerin Stupa adı verdikleri dinî yapıdır. Yüksek olan kuleler bazen askerî amaçla şehri gözetlemek için de kullanılır.

 

Stupa Tipi

Hindistan’da kralların gömülmesi için inşa edilen stupalar sonradan Budist tapınakları olmuş. Buda’yı ve Buda’nın öğretisi olan Dharma’yı temsil ediyorlar. Yarım kubbe şeklindedir. Kathmandu’ya gittiğinizde muhakkak gidip göreceğiniz yerler arasında Boudpanath ve Swayamnhunath olacaktır. İşte buralar stupa tipine örnek olacak güzel yapılardır. Üzerinde Buda’nın kocaman gözlerini de görebilirsiniz.

 

Shikhar Tipi

 

Shikbar tipi tapınaklar bir Hindu tapınağıdır. Hindistan’da, Nepal’de olduğundan çok daha yaygındır. Ama Durbar Meydanı’na gittiğinizde orada bu tapınaklardan göreceksiniz. Durbar Meydanı’nda su bardağını andıran Patan Tapınağı’nı gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız.