Zayıflamaya, kilo almaya, yeme bağımlıklarımıza, anoreksiyaya, duygusal yemeye ve kilo vermeye dair daha bir çok faktöre başka bir açıdan bakmak zorundayız.

Tüm dünyada büyük bir sorun hâline gelmiş obezite ve aşırı kilo, ülkemizi ciddi anlamda etkilemektedir. Kilo problemi; kalp krizinden depresyona, anksiyeteden yeme bozukluğuna kadar çok büyük bir alanda soruna sebep olmaktadır. İnsanların bu konuda harcadıkları sadece sağlıkları ve zamanları değil aynı zamanda bu uğurda harcadıkları para ve umutlarıdır. Devletin maddi ve manevi büyük bir enerjisi bu alanda kaybolmaktadır. Tüm dünyada kitlesel olarak kilo alma hızını yavaşlatabilmek için her türlü çözüm yolu aranmaktadır. Kaldı ki son zamanda yapılan araştırmalar, sağlık sorunu yaşamak için aşırı kilolu olmaya gerek olmadığını ortaya koymuştur. Olması gerektiğinden biraz fazla kilolu olmanın bile tüm sağlık sorunlarına davetiye çıkardığı net bir şekilde ortadadır. Ülkemizde kilolu olmanın ne kadar olağan bir durum olduğunu gördüğümüzde öncelikle insanların düşüncelerinin değişmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu büyük problemin ne yazık ki çok doğal olarak algılandığı  toplumlarda bir düşünce bozukluğu söz konusudur. Bu düşünce bozukluğu sadece sağlık sorunlarına sebebiyet vermez, aynı zamanda daha sonra içsel çelişkiler, özgüven eksikliği, depresyon ve buna bağlı yeme bozukluklarını ortaya çıkarır.

 

 

Kilo problemi ile savaşırken tek başına diyet, egzersiz, cerrahi operasyonlar yetersiz kalmaktadır. Diyet yapmak istemeyen biri için diyet listeleri uzun vadede uygulanır olmamaktadır. Spor yapmaktan hoşlanmayan biri için egzersiz programı yeterince motive edici değildir. Düşüncelerini ve yaşam tarzını değiştirmemiş ve cerrahi operasyon görmüş kişilerin zaman içerisinde eski kilolarına geri döndükleri herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Araştırmalar bize düşüncelerini ve yaşam tarzlarını değiştirmeden zayıflamaya çalışan kişilerin bu sorunları çözemeyeceğini göstermiştir.

Araştırmacı Dr. Alain Dagher; insanlara beyninin kendi kontrol merkezlerini tetiklemelerini öğretmenin, kilo vermenin ve kilodan uzak durmanın kilit bir faktörü olabileceğini söyler. (Kanada’daki Mcgill Üniversitesi, Montreal Nöroloji Enstitüsü’nde nörolog)

Welcome-Block-1

Yine psikolog ve lisanslı psikoterapist Cora Besser-Siegmund şöyle söyler; genelde bir diyete uymak zorunda olma bilinci yeme problemlerini kötüleştirir. Zayıflamak ve irade çabasıyla zayıf kalmanın zorluğu, diyetlerle mücadele etmiş herkes tarafından bilinir.

 

 

 

 

 

Kilo verme alışkanlıklarını iyileştirmek sadece bireysel bir problem değil, toplumsal bir görevdir. Bu nedenle nüfusa dayalı, çok sektörlü, çok disiplinli ve kültürel açıdan bir yaklaşım gerektirir. WHO (World Health Organization)

Neden Zayıflarken Davranışlarımızı Değiştirmek Zorundayız?

Bizim yaptığımız çalışmalar ve bu konu üzerine çalışma yapan tüm uluslararası kuruluşlar; davranışı değiştirmenin, bir kişiye düşünmeden eylem yaptırmaktan çok daha değerli olduğunu söylemektedir. Yani bakış açısı değişmemiş bir kişinin kısa vadede uyguladığı diyet listesi uzun vadede bir sonuç vermeyecektir. İşte bu yüzden bireysel ve kitlesel olarak düşüncenin, davranışların ve kültürel olarak verilen alt mesajların değişmesi gerekmektedir.

İnsanların kendi yaşamlarında öncelikle yaptığı tüm yanlışları temizlenmesi ve yerine yeni davranışlar konması gerekmektedir. Ayrıca eğitimcilerin ve ebeveynlerin çocuklar üzerinde yaptığı yanlış telkinleri, hatalı eğitimi fark edip çocukların geleceklerini olumsuz anlamda etkileyen davranışları değiştirmeleri gerekmektedir. Hatta sosyal medyanın hem çocuklar hem de yetişkinler üzerinde bilgisizce verdikleri, kilo aldırmaya yönelik yanlış telkinlerin değiştirilmesi şarttır. Tüm bunlar için en önemli noktanın yani davranış değişikliğinin zihinde nasıl gerçekleşmesi gerektiğinin öğrenilmesi gerekir.

İşte bu anlamda Sağlık Bilimlerine bağlı, sporda psikososyal alanlarda yaptığımız araştırma sonuçları da bize aynı şeyi göstermektedir. Hatta bunun üzerine yazılmış 3 kitabın Türkiye’de aylarca bestseller listelerinde kalması, “Tek Şişman Beyniniz” kitabının net satışta 140.000, korsan satışında çok daha yüksek rakamları bulması ülkemizde insanların bu konuya ne kadar çok ilgi duyduğunu göstermektedir. Bu kadar ilgi görmesinin sebebi insanların ihtiyaçlarıdır. Toplumsal olarak değişmeye, bireylerin düşüncelerini nasıl değiştirmeleri gerektiği konusuna olan ihtiyaçları bu talebi doğurmuştur. İşte bu doğrultuda kamusal ve bireysel olarak birçok projeye, eğitime ve yapılacak yeniliğe ihtiyacımız vardır. Kitlesel bir değişim için parlak fikirlerin kaliteli bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Albert Einstein, ön yargıyı kırmanın atomu parçalamaktan daha zor olduğunu söylemiştir. İnsanların diyetisyenlere, spora, şişmanlığa, başka insanların hayatlarına olan bakış açıları ve ön yargılarını değiştirmek için güçlü çalışmaların yapılması gerekmektedir.