Bu uzak doğu yolculuğunu sizinle özellikle paylaşmak istiyorum çünkü benim için anlamı bam başka. Bu yolculuk gözümden yaşlar gelesiye kadar güldüğüm, annem, babam ve kardeşimle çocuklar gibi eğlendiğimiz, bir aile olmaktan çok, bir arkadaş gibi çılgınlıklar yaptığımız bir yolculuktu. Aynı zamanda gerisi gelecek ilk kıtalar arası seyahatimizdi.

THAİLAND

BANGKOK-PHUKET

Bu yolculuktan sonra hayatımızda ki her şey çok değişti. Öyle lezzet aldık öyle güzel günler geçirdik ki sonrasında düzenli olarak haritadan bir ülke seçip gitmeye çalıştık. Diğer seyahatlerim için lütfen tıklayın.

Tabi ki hayatımıza covid-19 gerçeği gelesiye kadar bu devam etti. Sonrasında bir virüs düşünün ki en büyük hayallerinizi bile hasta etti. Seyahatleri yazarak o günleri tekrar yaşama şansı buldum. Bu yüzden tüm yolculuklarımı, yaşadıklarımız, hislerimi sizinle paylaşacağım.

Uzak doğuya gittiğimizde yeniliklere açık olup olmadığımızı henüz bilmiyorduk.

Annem ve ben tüm lezzetleri denerken babam ve kardeşimin tüm fastfood dükkanlarında ki yemekleri denediği türden bir Uzakdoğu yolculuğuydu bu…

Hadi gelin en baştan başlayalım. İstanbul’a kitabımı çıkartmak için gelmiştim. Babamla aramız biraz bozuktu. İçimde bir kırgınlıkla taksim sokaklarında dolaşıyor yine tekrar her şeyin hayal edebileceğimden çok daha

güzel olabileceği günlere döneceğini düşünüyordum.

Kendime çocukluğumdan verdiğim bir söz vardı ne kadar yoğun olursam olayım, ne kadar para kazanıyor olursam olayım, yaşamayı unutmayacaktım. Yoğun bir süreç geçiriyor ve randevuların, seminerlerin sonu gelmiyordu.

İstanbul’a gelirken biraz kırgın ayrıldığım ailemi uzun süredir görmemiş ve onları çok özlemiştim. İçimde ki özlem duygusuyla birlikte bir karar vermem gerektiğini hissettim. Ya bu yoğun sürecin içerisinde işlere daha çok dalacak ve hayatı kaçıracaktım. Ve sonra bir gün boşa geçen günler için üzülecektim ya da her şeye bir dur deyip yepyeni bir başlangıç yapacaktım. Hayatı tam da olması gerektiği gibi yaşayacaktım…

Ne yapsam da her şey bambaşka olsa diye düşündüğüm noktada, bir Karar verdim! Seyahat edecektik. Çocukken hayal kurup bir türlü yapmaya cesaret edemediğimiz cinsten bir seyahat olmalıydı bu. Uzak bir yelere gidilmeliydi. İşte o anda zihnimde fikirler uyandı. Uzak doğuya gitmeliydik.

Daha önce pek seyahat geçmişimizin olmadığını düşünürseniz çılgınca bir fikirdi. Annemi arayıp fikrimi söylediğimde telefonda bir sessizlik oldu. Sizce ne cevap vermiş olabilir?

Hem imkansızmış gibi hem de sanki o da bu anı bekliyormuş ama hiç bir zaman olmayacağına da eminmiş gibi bir cevap verdi.  “Tamam güzel olur da, nasıl olacak o iş? Yok yok olmaz”. Sonrasını ben de hatırlamıyorum, telefonda haftalarca süren seyahat pazarlıklarından sonra bir şekilde tüm aileyi gitmeye ikna etmiştim. Uzak doğuya gidiyorduk.

Herkes tatlı bir mutluluk ve heyecan içinde havalimanın yolunu tuttu. Şimdi dönüp geriye baktığımda, hayatım boyunca bir çok kez uçak yolculuğu yaptığımı ama o ilk seyahatimizde hissettiğim merak, heyecan ve keyfi sonrasında çok az yakaladığımı görebiliyorum.

Havalimanı dış hatlar öyle heyecan vericiydi ki saatlerce her yerini gezip, her köşesine gidip, bir sürü parfümü denediğimiz yorulmak bilmediğimiz başlı başına bir tur programı olmuştu.

Daha uçağa binmeden yorulmuştuk.

Etrafımızı saran parfüm kokularıyla mest olmuş tatlı bir lüks hissi bizi alıp götürmüştü.

Uçağa bindiğimizde çocuklar gibiydik. Hangi filmi izlesek, ne yesek ne yapsak sanki yapacaklarımız bu 12 saatlik uçak yolculuğuna sığmayacak gibiydi.

Tüm yolculuk boyunca ne yapılması gerekiyorsa her şeyi yaptık.

Uçak indiğinde farklı bir havalimanına geldiğimiz hissediliyordu. Her ülkenin kendine has bir kokusu olur bu ilk yolculuğumuzdu ve işte ilk defa Taylan’dın kokusunu duyuyorduk. Havalimanından bizi bir tur arabası karşıladı, kızlar boynumuza çiçek taktığında yüzümüzde ki sırıtmayı görmenizi isterdim. Koltuklarımıza yerleştik ve işte görülmesi gereken nereler varsa, hepsi için yola düştük.

 

BANGKOK-PHUKET

O kadar heyecanlıydık ki, kaybedecek vaktimiz yok diye düşünerek, uçaktan iner inmez ilk durağımız olan Altın Buda Tapınağına gittik.

Bangkok’tan dönerken gidip büyülendiğimiz ama diğer taraftan vaktimiz kalmadığı için gidemediğimiz ve aklımızda kalan yerleri de sizlerle paylaştım. Yazının devamında buraları da bulabilirsiniz.

İlk durağımız Altın Buda Tapınağıydı (Wat Traimit)

BİZİM GİBİ KISITLI ZAMANINIZ VARSA SİZ DE BANGKOK’TA NERELERİ GEZEBİLİRSİNİZ?

Altın Buda Tapınağı (Wat Traimit)

 

Daha uçak yorgunluğumuzu üzerimizden atmamışken Altın Buda Tapınağına geldik. O kadar heyecanlıyız ki, yorgun olduğumuzun bile farkında değiliz. Tek istediğimiz bir an önce Tayland’ı keşfetmek.

Wat Traimit diğer ismiyle ‘Altın Buda Tapınağı’ dır. Bangkok’un Çin Mahallesi’ndeki Traimit Tapınağı’nda sergilenmektedir ve yüksek merdivenleri aştıktan sonra tüm heybetiyle sizi altın buda tapınağı karşılar.

altın-buda-travel

Biz heykeli gördüğümüzde nasıl bugüne kadar çalınmadığını ve başına bir şey gelmediğini merak ettik. Aslında sorunun cevabı, altın buda heykelinin ilginç hikayesinde saklıymış. Çalınmasın diye alçıya alınan heykel, 1955 yılında şimdiki yerine taşınırken kazara düşürülmüş ve altından yapıldığı ortaya çıkmış. 1955 yılında şans eseri bulunan heykel, basit bir buda heykeli olarak görülüyormuş ve bir depoya kaldırılmış. Yaklaşık yirmi yıl sonra vinçle taşınırken kazara düşürülmüş ve üstünde ki sıva dökülünce gerçek altın Buda ortaya çıkmış. Heykel altın kaplama değil, 18 ayar altından yapılmıştır. yapımında beş buçuk ton altın kullanılmış.

Tapınakta satılan çok ince altın kağıtları budanın üzerine sürebiliyorsunuz. Eğer çocuk istiyorsanız göbeğine, akıllı zeki, biri olup sınavları geçmek istiyorsanız başına sürüyorsunuz. Artık nereye süreceğiniz size kalmış. O kadar çok altını daha önce hiç bir arada görmediğimiz için bizi etkiliyor.

Konuşmalarımızı sessiz yapmaya çalışıyoruz çünkü burada yerli halk aynı zamanda dua etmek ve ibadetlerini yapmak için ziyaret ediyor. Bu yüzden belirli kılık kıyafet kuralları olabiliyor.

Tapınağın bahçe girişinde döviz bürosu var ve ilk durağınız burasıysa dövizinizi buradan bozdurabilirsiniz. Tabi ki biz başımıza ne geleceğini bilmediğimiz için paramızın bir kısmını havalimanından bozdurmuştuk. Dilerseniz gitmeden minik bir araştırma yapın ve ona göre para bozdurun.

 

 

altın-buda-bangkok

altınbuda-tapınağı

WAT’ın Budist tapınağı anlamına geldiğini unutmayın. Şimdi okuyacağınız yazıların çoğu Wat kelimesiyle başlayacak.

-Wat arun

-Wat pho

-Wat Traimit gibi…

Wat Pho (Yatan Buddha Tapınağı)

wat-pho-tapinaği

Wat Pho (Yatan Buda Tapınağı) veya diğer adıyla Wat Phra Chetuphon Tapınağı, Bangkok Buddha Tapınağı’nın hemen arkasında yer alıyor. Bangkok’un en eski Budist tapınağıdır ve Bangkok’a gelen herkesin muhakkak uğradığı yerlerden birisidir. Bangkok’un en büyük tapınaklarından biri olmasının yanında 46 metre uzunluğundaki dev Buddha heykeli altın varaklı kaplamalarıyla dünyanın en gözdelerindendir.

Biz içeriye girdiğimizde Budhanın büyüklüğüne inanamamıştık. Yani bir fotoğraf karesine sığmadığı için fotoğrafları birleştirerek size göstermek istiyorum.

Ayak tabanlarına sedef taşlardan 108 olumlu eylem ve sembol işlenmiştir. Budhanın Nirvana’ya çıktığı anı

simgelediğini söylüyorlar. Ayrıca kraliyet sarayına 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Budha’nın etrafında minik kaseler var. 108 bronz kaseye sabırla tek tek metal paralara atarsanız dileğinizin kabul olduğu söyleniyor ama tek bir metal bile düşürmemeniz gerekiyor. Bence hiç usanmadan ve sabırla atabilmek ve konsantre olabilmek aslında hayal ettiğiniz şeyi ne kadar istediğinizi anlamanızı sağlıyor.

Bence işin sırrı bu!

Hatırlıyorum çocukluğumda da tıpkı bunun gibi bir seremoni vardı. Ben de çocukluğumu hatırlayıp bu seremoniyi yapmadan geçmek olmaz diyerek hemen deniyorum.

Tüm kompleksi baştan aşağı gezmenizi öneririm. Burada aynı zamanda geleneksel Tayland masajı da yaptırabiliyorsunuz. Burada masaj eğitimleri de veriliyor. Bence en az bir kere masaj denebilir diye düşünüyorum.

Wat Pho her gün 08.30-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Tapınağın bir giriş ücreti var. Tabi ki Taylandlılar ücretsiz olarak gezebiliyorlar.

Grand Palace (Büyük Saray)

Bangkok’ta görülecekler listesinin olmazsa olmazı. şehrin en ünlü simgelerinden olan göz kamaştırıcı bu saray, tahtın Bangkok’a taşınmasına karar verilmesinin ardından 1782 yılında yapımına başlanmış. Saray kompleksi, yaklaşık 150 yıl Tayland kraliyetine, kraliyet mahkemesine ve hükümetine ev sahipliği yapmış. İç içe geçmiş üç avludan oluşuyor. Dış avluda Zümrüt Budha heykeli bulunuyor. Sarayın orta kısmı halen devlet dairelerini barındırıyor ve sanırım bu yüzden Tayland Krallığı’nın kalbi olmaya devam ediyor. İç avlu ise krala ait bölümlerden oluşuyor. Mimarisi gerçekten göz kamaştırıcı. Süslemeler kalbinize dokunacak incelikte ve işçilikte. Nasıl da güzel yapmışlar derken kendinizi araştırmacı gözlerle etrafı izlerken bulacaksınız.

 

WAT ARUN

Biz çoğu yere gündüz gittik ama bazı yerler var ki gerçekten gece görülmesi gerekiyor. Özellikle WAT Arun’dan bahsediyorsanız o mistik havasını gece saatlerinde üzerine vuran ışıklarla ortaya çıkıyor. Gündüz saatleri ve havanın da sıcak olmasının etkisiyle tapınakta beklediğim etkiyi o kadar bulamadım.  Hatta hatta şimdi tekrar Bangkok’a gidersem Wat Arun’u uzaktan gören Cao Phraya nehrin kenarında güzel bir kafeye oturur ve bir şeyler içererek izlemeyi tercih ederdim. Zaten Wat Pho (yatan budha tapınağı) ve Grand Palace (Büyük Saray) çok yakın. Eğer buraları gezmeye akşamüstü gelebilirseniz kapanmadan Wat Arun’a geçer ve sonrasında Nehrin kenarında manzaranın keyfini çıkartabilirsiniz.

5 Baht civarında bir parayla toplu taşıma yapan teknelerle Tha Tinan iskelesinden Wat Arun iskelesine geçip, tapınağa ulaşabilirsiniz. Beş kuleli (bir tanesi çok yüksek) bolca işlemeler göreceğiniz bir mabed. Tasarımı diğer tapınaklardan farklı. En yüksek kule gerçekten de çok dik merdivenlere sahip. Biraz tırmanıp güzel bir fotoğraf çekilebilirsiniz. Benim gittiğim zaman da tadilat vardı bu yüzden bakmakla yetindik. Zaten yukarıya kadar tırmanmanıza izin vermiyorlar. Ayrıca sıcakta ve özellikle sıkı bir kıyafet kuralının geçerli olduğu bir tapınakta bir kadın için giyinmek zorunda olmak ve bu dik merdivenleri çıkmak akıllıca bir fikir olmayabilir.

Bir çok kişiye göre Bangkok’un en güzel tapınağı ama yine de beklentiniz bence çok yüksek olmasın. Çünkü tapınağı güzelleştiren o anki duygularınız, hisleriniz, hissettikleriniz. Dünyanın her yerinde hep aynı duyguyu fark ediyorum. Eğer siz mistik bir gününüzdeyseniz emin olun zaten gittiğiniz yere aşık oluyorsunuz.

 

Artık yorgun düşmüş bir halde otelimizin yolunu tutuyoruz. Bedenimiz izin verse hâlâ gezeceğiz ama artık otele dönme vakti.

Bangkok’taki Otelimize kendimizi atıyoruz;

Bir gün içerisinde yapacaklarımızı tamamlayıp otelimize doğru yol aldık. İlk defa böyle büyük bir otele gittiğimizi düşünürseniz giriş yeterince heybetli ve göz alıcı gelmişti bize. Birbirimizi dürtüp tatlı tatlı gülümseyip ne kadar güzel bir yerde kalacağız diyorduk. Lobiden kendimizi güzel bir koltuğa attığımızda aslında ne kadar yorulmuş olduğumuzu fark ettik. Şimdi düşünüyorum da aslında çok ama çok yorgunduk fakat vücudumuzda dolaşan kan adrenalin doluydu ve heyecanla akıyordu işte yorgunluğumuzu bu yüzden minimumda hissediyorduk. Buna rağmen işlemlerimiz yapılırken otel lobisinde geçirdiğimiz hareketsiz beş dakikanın ardından kardeşimle dayanamayıp otelin etrafında dolaşmaya başladık. Önümüze çıkan ilk masaj salonunda ayak masajı yaptırdık. O yorgunluğun üzerine yaptırdığım ayak masajını kelimelerle size anlatmam mümkün değil. Tayland’da bir masaj bağımlısına dönüşmemize yardım eden ilk dokunuşlar bunlar.

 

Bangkok’un Yüzen Pazarları (Thailand Floating Markets)

Ertesi sabah erkenden kalkıp Bangkok’un yüzen pazarlarına (Thailand Floating Markets) geldik. Pazarların en hareketli olduğu saatler sabah saatleri oluyor. Mis gibi kokuların ve taze sebzelerin geldiği, yemeklerin piştiği bu saatleri kaçırmamak için erkenden yola düşmeniz gerekiyor. Yüzen pazarın özelliği, isminden de anlaşılacağı üzere buradaki her şeyin nehir üzerinde yüzmesi.

Yüzen Pazarları, Bangkok’ta yapılacaklar listenize muhakkak eklemeyi unutmayın.

Satıcılar minik kayıklarda tropikal meyve ve sebze, taze hindistan cevizi suyu ya da teknede pişen yerel yiyecekler satıyorlar. Sakın yiyeceklerin o karmaşık görüntüsüne aldanıp tatmamazlık yapmayın. Çünkü ilk defa uzak doğuya gidiyorsanız yemekler size soya sosundan dolayı biraz garip görünecektir. Bizim Türk kültürümüzde çok fazla renk vericiler yoktur ve genellikle yemeklere salçanın yarattığı bir kırmızılık hakimdir. Fakat Uzakdoğu’da yemeklere soya, istiridye (oyster) ve teriyaki sosları hakimdir. Hepsinin rengi siyah gibidir. Bu yüzden sebzeler etler genellikle koyu renkte gelir gözünüze ama lezzetleri inanılmazdır.

Tayland’da yemek kültürünü yabana atmayın!

Biz annemle hiç ön yargıya düşmeden gözümüze ve burnumuza en çok hitap eden ‘Ramen Çorba’ olduğunu sonra öğrendiğimiz bir yemeği denedik. Daha ilk kaşıkta aşık olduk. Tabi ki tadıp hiç beğenmediğimiz, ilk kaşıktan sonra ikinci kaşığı tadamadığımız lezzetler de oldu ama bu denemeye devam etmemize engel değildi. Çünkü hayatımızda yaptığımız en güzel şey başka ülkelerin lezzetlerini tadıp bambaşka hisleri deneyimlemek oldu.

İşte bu yüzden sakın burun kıvırıp hayatta ben bunları yemem demeyin ve tadın. Emin olun çok beğeneceğiniz bir şey olacaktır ve iyi ki yaptım diyeceksiniz.

Yüzen pazarlarda çok tadacağınız çok şey olacak.

Ayrıca hediye de almak isterseniz gözünüze farklı gelen ürünleri burada bileceğinizi düşünüyorum.

Bu arada hemen hatırlatmak istiyorum kurutulmuş balıklara ve benzerlerine hazırlıklı olun. Genellikle kurutulmuş etlere alışkın olan bizler, ülkemiz sınırlarından çıktığında yepyeni bir kurutulmuş gıda sektörü ile karşılaşıyor. Her türlü deniz mahsulünü kurutulmuş olarak bulabilirsiniz. Alışık olmayan biri için öncesinde bunların kokuları garip gelebilir. Kardeşim ve babamın yüz ifadelerine bakıp annemle dakikalarca güldüğümüzü hatırlıyorum.

Sonrasında James Bond filmlerinde ki gibi bir tekneye binip kanalın içerisinde dolaşmaya başladık. Kendimi bir film karesinde gibi hissediyordum. Tek eksiğim başımda minik bir eşarp ve uçları sivri gözlüğümdü.

Rüzgar yüzümüze vuruyor, bazen hızlı bazen yavaş kanalda ilerliyorduk. Kendimizi özgür ve keyifli hissettiğimiz bu anlar alışverişle devam etti. Siz de yine bir sandal kiralayarak gezebilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Gitmeden önce bir tur şirketi ile anlaşırsanız tüm bunları sizin adınıza onlar yapacağı için çok daha keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Yüzen pazarlar arasında en ünlüleri: Taling Chan Market, Bang Ku Wiang Market, Tha Kha ve Damnoen Saduak. Tabi ki tüm pazarlarda olduğu gibi pazarlık yapmayı unutmamanız gerekiyor. Çünkü başlangıçta bu pazarlar halkın yiyecek ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuş olsa da şimdilerde turistik bir aktiviteye dönüştüğü çok belli. Arada yine de dürüst satıcılar yerel halka verdikleri fiyatları turistlere de veriyor ve işte o zaman bu pazarların aslında ne kadar ucuz olabileceğini anlıyorsunuz.

Yüzen pazarlar bütün gününüzü alıyor. Bu yüzden başka bir aktivite yapmadan akşam farklı ve değişik bir restorana gitmeye karar verdik.  Çünkü bu bile bizim için başlı başına yeni bir aktivite olacaktı.

 

İF İT SWİMS WE HAVE İT” DENİZ MAHSULLERİ VE BALIK RESTAURANTI

“Eğer yüzüyorsa biz de var” sloganlı bir deniz restoranına gittik.

Olmazsa olmaz diyoruz ve deniz mahsulleri restoranına gidiyoruz. İlla bu restorana gitmeniz gerekmiyor ama bu tarz yerlere muhakkak gidip değişik tatlar deneyimlemenizi öneririm.

Deniz mahsulleri mini marketinde dolaşıyor istediğiniz sebze ve deniz ürünlerini alıp masanıza geçiyorsunuz. Sonrasında garson gelip market arabasını alıyor ve nasıl pişirilmesini istediğinizi soruyor. Sebzeler de dahil hepsini söylemeniz gerekiyor. Sebzelerden salata mı yoksa bir thai yemeğine benzer sebze sote mi istiyorsunuz? Peki balıklar ve deniz mahsulleri kızartılacak mı yoksa buharda mı istiyorsunuz?

Tüm bu bilgileri aldıktan sonra hepsi masanıza geliyor. Ülkemizle kıyasladığınızda Tayland’da deniz mahsullerine doyuyorsunuz. Masamıza kocaman bir tabak kalamar geliyor ve doyasıya kadar yiyoruz. Ama en çok sebzeler gönlümüzü alıyor. O soslar ve sebzelerin uyumu akıllarda kalıyor.

Kendi ülkemizde bu tarz restoranlar olmadığı için bu konsept çok hoşumuza gidiyor zaten değişik ve farklı olan her şeyden keyif alıyoruz. hayatımızda hiç görmediğimiz canlıları görüyoruz.

ULAŞIMDA EN KOLAY SEÇENEK TUK TUK

Bangkok’ta vakit geçirdikçe etrafımızı tanımaya başlıyoruz. Neresi bize yakın neresi uzak artık bir fikrimiz oluyor. Tabi bazı mesafeler var ki günün yorgunluğu da eklerseniz yürümek istemeyebiliyorsunuz. İşte bizim o zaman kaşfettiğimiz daha sonrasında tehlikli olduğunu duyduğumuz moto taksi, tuk tuklar. Aslında biz tehlikli olabilecek hiç bir deneyim yaşamadık. Aslına bakarsanız dünyanın her yerinde aynı, çeşit çeşit taksi şöförleri var. Sizin denk geldiğiniz taksi şoförünün ne kadar kişilikli ve karakterli olduğu ile ilgili. Bazıları gerçekten sizi hayattan soğutacak kadar sorun çıkartabiliyor. Hatta bir şekilde sizi kazıklamayı başarıyor. Ama bizim şansımıza hiç böyle bir durumla karışlamadık. Tabi ikinci bir şık daha var ilk yolculuğumuz olduğu için yediğimiz kazığın ya da kazıklandığımızın farkında bile olmayabilir oluşumuz.

Tuk tuk bence en keyifli, en eğlenceli ulaşım şekli. Öyle keyif alıyorsunuz ki her bulduğumuz fırsatta binmek istiyoruz. Tabi ki Bangkok’ta her konuda olduğu gibi tuk tuk konusunda da fiyat bilgisini önceden biliyor olmalısınız. Bir kaç kişiye sorasınız zaten hemen fikriniz olur. Biz otelden çıkmadan önce reserpsiyonda ki görevliye soruyorduk. Onlarda bize gideceğimiz yerin ortalama ne kadar tutacağını söylüyordu. Bu yüzden tuk tukcular konuya hakim olduğumuzu fark ettiklerinde çok fazla pazarlık bile yapmadan gerçek ücreti söylüyorlardı.

Daha sonrasında diğer seyahat sitelerinde okuduğum kadarıyla tuk tukcular sizi bir mağazaya götürüp benzin fişi alıyorlarmış. Tabi  sizin o mağazada ortalama onbeş dakika dolaşmanız gerekiyor. Bir şey satın almak zorunda değilsiniz. İşte durum öyle olunca daha ucuz seyahat etmek isterseniz böyle molalar vererek ulaşımınızı daha ucuza getirebileceğinizi öğrendim. Bizim vaktimiz kısıtlı olduğu için böyle bir konuyu deneyimlemeden phukte geçişmiştik.

 

CHAO PHRAYA NEHRİ’NDE TEKNE TURU

Evet kesinlikle çok zevk aldığımız, gezip, görürken dinlenme fırsatı bulduğumuz, Bangkok şehrine başka bir açıdan baktığımız bir turdu. Bu yüzden kesinlikle listeye alınması gereken bir seçenek Chao Phraya nehrinde tekne turu yapmak.

Bu arada tapınakları geziyorsanız Wat Arun tapınağını tekne turu yaptığınız güne bırakırsanız bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz.

Tekneyle giderken çok fakir halkın yaşantısına da şahit olacaksınız. Hatta bazı teknelerde yaşayan aileler var. Çamaşırlarını astıkları, yemeklerini pişirip hayatlarını devam ettirdikleri minik tekneleri sıkça görebilirsiniz. Suyu gerçekten kirli ama inanılmaz hayvanlar yaşamaya devam ediyor.

Bizim tekne iskeleye uğrayıp kocaman bir torba ekmek aldı. Sonrasında bir nehrin kenarında durup ekmekleri balıklara atmaya başladık. Gerçekten bu kadar çok balığı bir arada görmeyi beklemiyordum. Ayrıca balıklar öyle büyüktü ki nasıl bugüne kadar bu şekilde kaldıklarını anlayamadım. Size bununla ilgili minik bir video koyuyorum, seyredince siz de bana hak vereceksiniz.

Teknemizde taylandın en güzel meyvelerinden oluşan bir masa kurmuşlardı. Gerçekten bir çoğunu ilk defa görüyorduk. Bence dünyanın en güzel duygusu, lezzetli olduğu söylenen ama daha önce tadına bile bakmadığınız bir meyveyi yiyecek olmanız. Her birini merakla tatmak için sıraya girdik.

Tayland’a galipte tatmadan dönmemeniz gereken meyveler;

  • Dragon Fruit (Gair-ow Mang Gorn)
  • – Lychee (Linchee)
  • – Snake Fruit (Ragam)
  • – Langsat (Longkorng)
  • -Mangosteen (Mangkoot)
  • -Durian (Toorian)
  • -Papaya (Malagor)
  • – Mango ( Mamuang)
  • – Rambutan (Ngor)

 

CHATUCHAK PAZARI, ALIŞVERİŞ CENNETİ

Bizim türk pazarları gibi düşünmeyin Chatuchak tarzında pazarları. Daha çok açık hava alışveriş merkezi gibi diyebiliriz. Ayrıca böyle bir yere kesinlikle yorgun gelmeyin bir yerden sonra ya ürünleri çok pahalıya alırsınız ya da bu kalabalığın içerisinde boğulduğunuzu hissettiğiniz için bir an önce çıkarsınız. Pandemi ve covit gerçeğinden sonra böyle bir yere gitmeyi kesinlikle tercih etmezdim.

Bangkok’ta bunun gibi keyif alabileceğiniz daha küçük çaplı ve kaliteli pazarlar bulabilirsiniz. Bir süre daha kalaballığa karışmanın iyi bir fikir olmadığını düşünürsek şimdilik listenize almasanız da olur. Emin olun gece ya da gündüz çeşit çeşit pazarlar Bangkok’ta sizi bekliyor olacak. Unutmamanız gereken tek bir gerçek var sıkı bir pazarlık yapmak zorunda olduğunuz.

 

 

SKY BAR, BANGKOK

Hani bir ülkeye gidip gezersiniz ve aklınızda kalan ve yapamadığınız bazı şeyler olur ya işte gökyüzü cafe barları da bizim için öyle oldu. Sky bar, Bangkokun en popüler mekanlarından biri. Gökyüzündeymiş hissi veren barlarda güzel bir koktey içip şehir manzarasının keyfini çıkartmak Bangkok deneyimlerinden biri. Ama Sky bar çok pahalı olduğu için bizi zorlayabilir diye düşündük. Size aklımda olan diğer mekanları da paylaşmak istiyorum. Eğer benden önce Bangkok’a giderseniz ve gökyüzü barlarında yeni bir kokteyl denemek isterseniz bunlara da muhakkak bakın.

  • SEEN Restaurant & Bar Bangkok
  • Yao Restaurant And Rooftop Bar
  • Vertigo and Moon Bar, Banyan Tree Hotel
  • The Roof Top Bar, Baiyoke Sky Hotel
  • Blue Sky, Centara Grand Lad Prao

 

THAİLAND&BANGKOK

FİL SAFARİ…

Uzakdoğu yolculuğumuz sırasında olabildiğince farklı deneyimler, tatlar ve yerler görmek istedik. Bir çok yerde afişlerini görebileceğiniz fil safari merak ettiğimiz konulardan biriydi. Aslına bakarsanız fillerin evlerini ziyaret edip onlarla vakit geçireceğimizi düşünerek bu tura katıldık.

Filllere dokunmak, onları hissetmek ve onlarla vakit geçirmek inanılmazdı. İçimi buran başka bir nokta vardı. Bizim gittiğimiz tur doğanın içerisinde hayvanların kendi yaşam alanlarına çok daha yakın bir ortamdaydı. Fillerin sahipleri nazik ve kibardı. Yine de dinlediğim hikayeler ve fillere yapılanları duyunca çok daha farklı bir ortamda fillerle birlikte olmak istediğime karar verdim. Şimdi size bu yazıyı neden yazıyorum biliyor musunuz? Lütfen ama lütfen bizim gittiğimiz türden bir fil safari deneyimine katılmayın diye.

Bir daha böyle bir deneyim yaşayacaksam hayvanları kurtarma ve iyileştirme çalışması yapan gruplara katılıp onlara yardım etmek isterim. Çünkü böyle bir turda bu fillerin günde kaç kişiyi taşıdığını, onların biz olmadığımızda nasıl davrandıklarını, ne yiyip, ne içtiklerini kestirmemiz imkansız. Bu yüzden fillerin aslında ne kadar da mutlu olduğunu bilemiyoruz. İstanbul büyük ada fayton turunu bilir misiniz? Bir çok at yorgun, halsiz ve mutsuzdur. Oraya gide gele artık bunu çok daha iyi anlarsınız. Hatta hangi at sahibinin atına nasıl davrandığını fark bile edersiniz. İşte yaşadığımız bu deneyim paha biçilemez bile olsa bir daha ki sefere çok daha farklı yollardan hayvanlarla iletişime geçmeyi deneyeceğiz. Oradan ayrılırken bir tarafımız fillerde kaldı. Tanıdığım en harika yüreğe sahip hayvanlardan biri, filleri çok sevdik…

Peki nereye gidelim diye sorarsanız size önerim; Tayland- Chiang Mai’deki Elephant Nature Park. Bu parkın diğerlerinden farkı ise Elephant Nature Park turistlere eğlence için işkenceye maruz bırakılan yerlerden kurtarılmış fillerden oluşuyormuş. Parkın sahibi Lek Chailert adında bir Thai kadınmış. Gençliğinden beri kendini hayvanların kurtarılmasına ve ülkesinde fillere yapılan bu kötü muameleye karşı savaşmaya adamış. İşte yazının devamını Türkçe okumak isterseniz, bu deneyimi yaşamış ve en iyisini de yaptıklarını düşündüğüm bir siteye sizi yönlendirmek istiyorum. Ayrıca kendilerini de alkışlamak istiyorum. Harika yapmışlar. Link şöyle  https://gezginyogini.com/tayland-fil-gezi/

 

JİM THOMPSON EVİ

Jim Thompson, İkinci Dünya savaşı sonrasında CIA için çalışan bir ipek tüccarı. 1967 yılında Malezya ormanlarında kaybolmasından sonra müze haline getiriliyor.

Dünya Savaşı’nın ardından 1946’da CIA tarafından görevlendirilerek ülkeye gelmiş. İpek ticareti işine giren Jim Thompson‘un evinin içerisinde ki eserler iki kültürün birleşimi gibi. Jim Thompson’ın evi 1967 yılında Malezya ormanlarında esrarengiz kayboluşunun ardından müze haline getirilmiş. Giriş ücreti ortalama 200 baht. İçeriye girdikten sonra bir tercüman veriyorlar. Ayrıca alışveriş yapmak isterseniz, ipek eşarp, özel tasarım çantalar, giysiler alabilirsiniz ama fiyatları çok yüksek. Bahçesi bir evin bahçesine göre fazla güzel ve etkileyici.

 

LUMPİNİ PARKI

Eğer bangkokta hareketli bir gecenin ardından sakin bir gün geçirmek ve biraz koşup dinlenmek isterseniz. Lumpini Parkına gitmeninizi öneririm. Bizim vaktimiz kısıtlıydı buraya gitme şansımız olmadı ama new york central park gibi şehrin ortasında nefes alınabilecek bir ortam. Yanınıza atıştırmalık bir şeyler alıp göl üzerinde tekerlekli su bisikletleri ile dolaşabilirsiniz. Türkiyede görmeye alışık olmadığımız Dev monitor kertenkeleleri bu parkta özgürce gezidiğini de söylemeden edemeyeceğim. Aniden karşınızda garip hayvanlar görürseniz şaşırmayın.

Bangkok’tan harika anılarla ayrılıyoruz. Daha anıları bile hazmedememişken bir anda kendimi phuket uçağında buluyoruz. Her şey öylesine yeni, eğlenceli ve keyifli ki phuket uçağımızın bir sonra ki gün olduğunu akşam yemeğinde fark ediyoruz.