İran ilk seyahat ettiğim ülkeydi. Bir sürü farklı duyguyu bir arada hissettiğim bu yolculuğumda akıllarda ki sorularada cevap buldum. Bir kadın İran’a seyahat edebilir mi? İranda kadın olmak ne demek? İran, Tahran gezilecek yerler. İran Yemekleri ve daha fazlasını bu yazımda bulabilirsiniz.

Neden ilk seyahat ettiğim ülke, İran? Yolculuk aşkı nasıl başladı?..

Aslında İran yolculuğum çok enteresan, heyecanlı ve sıra dışı başladı. Tek başına çıktığım ilk ve uzun soluklu yolculuğumdu. Bu yolculuk sadece o topraklara değil aynı zamanda geçmişime ve genlerime yaptığım bir seyahatti. Hadi gelin size hikâyeyi en baştan anlatayım.

İRAN

İran bağlantım nereden geliyor?

Babam İran’dan İstanbul’a Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümüne okumaya geliyor beyaz bol paça pantolonu, gömleği ve pembe kravatıyla… İşte o sıralar annem de İstanbul’a tam onun zıttı bir bölüm ve dünya görüşüne sahip bir okul olan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’ne okumaya geliyor ve  hayat bir şekilde onların yollarını birleştiriyor. Sonrasında babam Türkiye’de kalmaya karar veriyor.

Ne olursa olsun, neden seyahat etmek istedim?

Hafızamın derinliklerinde 5 yaşında ilk defa çıktığım seyahatin minik detayları var. Ben çocukken o bizim birlikte yaptığımız ilk İran yolculuğumuzdu. Bir çocuk olarak uçaktaki heyecanımı daha dün gibi hatırlıyorum. Sanırım ilk seyahat tutkum o yaşlarda başlamıştı. Bir çocuğun gözünden gökyüzünde olmak, bulutların üzerinde güneş doğuşunu izlemek, önümde açılan masada yemek yemek beni bambaşka dünyalara götürmüştü.
Ailem için aradan geçen onca yıl İran yolculukları hep tatlı bir anıydı. İş, çocuk büyütme telaşı derken babam bir daha hiç İran’a gidemedi. Doğal olarak ben de İran’la ilgili hiçbir bilgiye sahip değildim. Farsça da benim için, evin telefonu çaldığında babamın arada konuştuğu yabancı bir dilden ibaretti o kadar. Tek kelimesini dahi anlamazdım.

Ben aslında nereliydim?

Yıllar geçti ve üniversite yıllarında nereli olduğum sorulduğunda İzmirli olduğumu ama babamın İranlı olduğunu söylüyordum. Çoğu kişi aslında bu durumda sen İzmirli değil, İranlısın dediklerinde durup biraz düşünüyordum.
Akrabalarımın kim olduğu, İran’da kimlerin yaşadığı, İran’da ne yenir ne içilir tüm bunlar benim için büyük bir muammaydı. İran devriminden sonra her şey çok değişmişti. Amcalarımın, halamın ve kuzenlerimin İran’da kalmış, diğer halamın ve kuzenlerimin ise Amerika’ya yerleşmişlerdi. Türkiye topraklarında ise bir tek babam vardı.

Peki bunca yıl neden İran’a gitmedik?

Yıllar önce uçak biletlerinin ne kadar pahalı olduğunu, bir ailenin uçakla seyahat edip gittiği ülkeye hediyeler götürmesinin ne kadar maliyetli ve külfetli olabileceğini de düşünürseniz araya neden bu kadar uzun bir zaman girdiğini ve bir daha neden hiç İran’a gidemediğimizi tahmin etmişsinizdir. İşte babam her yıl gitmeyi ister ama bir türlü bütçe ve zaman konusunu denkleştiremezdi.

Ben İzmir’de bir aile apartmanında, tıpkı Türk filmlerindeki gibi neşeli kalabalık aileler ile büyüdüm. Biraz kalabalık olduğumuz için bir yere gitmemiz meşakkatliydi. Genelde çocukluğumuz ya evde ya da sokakta geçiyordu. Piknik ya da deniz kenarına gitmeye çalışmak sağlam bir organizasyon gerektiriyordu. Birkaç gün öncesinden pişirilen köfteler, sarmalar ve kızartmalar için ayrı çanta; kilimler, örtüler, top ve hamaklar için ayrı çanta yapılırdı. İşte yine öyle bir günde neden olduğunu bilmediğim bir sebepten ötürü beni evde bırakmışlardı.

İşte o gün dünyayı gezmeye karar vermiştim.

Annem normalde çalışırdı ama o gün evdeydi ve beni göndermemişti. Gözümden akan yaşlarla bütün kuzen ve teyzelerimin arabaya binişini seyrettiğim o gün, içimde bir ateş yanmaya başladı. Derin bir yalnızlık içinde hissettiğim tek duygu onlarla birlikte gitmek ve gezmekti. Gezmek istiyordum ve gözümden akan yaşlarla bir gün bütün dünyayı gezeceğime dair kendime söz vermiştim.

Verdiğim sözlerin üzerinden uzun yıllar geçmiş ve ben daha hiç bir yere gidememiştim fakat içimdeki heyecan kendime söz verdiğim an kadar yeniydi.

İşte İran’dan gelen o telefon hayatımı değiştirdi.

Bir gün, bir telefon gelesiye kadar hayatımda ki her şey aynı ve sıradandı. İran’daki amcamın kızı evleniyordu ve bizi düğüne çağırıyorlardı. Babamın izin alması imkansızdı ve gelemeyeceğini söyledi. Aslında babam orada olmayı çok istiyor ama yapamıyordu.
Telefon konuşmasından sonra kendimi bir anda hayaller dünyasında bulmuştum. Bu inanılmaz bir davetti. İşte o an içimden tarifi mümkün olmayan bir seyahat tutkusunun ateşi yanmaya başlamıştı.
Artık orada yaşayan ailemi merak etmeye başlamıştım. Oradaki insanların aslında bana ne kadar yakın olduğunu idrak edecek yaşa gelmiştim. İçimdeki ateş daha da büyüdü ve bir akşam yüksek sesle “ben gitmek istiyorum” dedim. Sonrasını hatırlamıyorum onları nasıl ikna ettim, neden tamam dediler ve neye güvenerek bana izin verdiler bilmiyordum ama İran’a gidiyordum…

İran’a Gidiyorum…

İran’da bir düğüne gidecektim ve ne giyilir ne yapılır hiç bir fikrim yoktu. Tek düşündüğüm kimlere ne hediye götürebileceğimdi. Alışverişler yapıldı, valizler hazırlandı ve beni havalimanına bıraktıkları güne geldik. Aslında kararı aldıktan sonra çok az vaktim kalmıştı.

Tanrım işte sonunda havalimanındaydım ve tek başına inanılmaz bir yolculuğa çıkmaya hazırdım. Altımda kot pantolon üzerimde mini bir ceket ve elimde bir örtü vardı. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra uçağa çağrılmayı beklediğim sırada havalimanını kaç kere turladığımı bilmiyorum. Yorulmak bilmeyen bir enerji bedenimde dolaşırken sanki bir şehri geziyorum edasıyla havalimanın o farklı enerjisini içime çekmeye çalıştım.

İran, Tahran yolcusu kalmasın…

İşte benim uçağın anonsu veriliyordu. ‘Tahran yolcusu kalmasın!’. Uçağın son giriş noktasına yaklaştığımda heyecanım daha da artmıştı. Biletleri kontrol ederken hosteslerden biri, ‘tek başına mısınız?’ diye sorduğunda, hiç bir şeyden habersiz ‘evet’ dedim. Böyle genç bir kızın Tahran uçağında tek başına ne işi var, şeklinde şaşkınlıkla baktıklarını çok sonra anlayacaktım.
Uçağa giden tünel benim için serin tatlı bir yoldu, her ayrıntı heyecan verici ve yeniydi. Uçakta oturacağım koltuğu bulduktan sonra hemen cam kenarına oturdum. Uçak yavaş yavaş dolmaya başlamış, anonslar yapılmış, işaret diliyle anlatımları bitmişti. Her şeyi gözümü kırpmadan seyrederken motorlara verdikleri güçle kulaklarıma yoğun bir gürültü doldu. Uçak hareket etmeye başlamıştı. Pistin üzerine vardığımızda kaptanın gaza basmasıyla koltuğa biraz daha gömülmem bir oldu. İşte tekerler havaya kalkmış içimden bir şey akmaya başlamıştı, havalanmıştık. Sanki uzun soluklu bir koşu o anda tamamlanmıştı.

Hayatınızda bir kez de olsa muhakkak gece yolculuğu yapınız.

Gökyüzüne çıktığım o anı, şehrin ışıklarını, bulutların üzerine çıktığımda ayın ışığını bugün gibi hatırlıyorum. Gece yolculuğu yapıyordum ve zihnimi o kadar çok uyaranla doldurmuştum ki, ayın ışığı yüzüme vurduğunda tatlı bir uyku göz kapanlarıma hücum etmişti. İçimde garip bir keyif vardı, bir an gözlerimi kapatmamla kestirmem bir olmuştu. Bir anda yeni bir anons sesiyle kendime geldim. Gökyüzünde ay hâlâ beni izliyor ve yıldızlar cam gibi karşımda duruyordu. İran sınırlarına girdiğimizi söylüyorlardı. Hostes yanıma gelip başörtümü istersem takabileceğimi belirtti. İşte o an uyanmıştım.

İnsan İran, Tahran’a gitmekten uçakta vazgeçer mi?

Gerçekten uyanmıştım, Tanrım ben ne yapıyordum? Daha en başta düşünmem gereken her şey şuan zihnimin içinde yankılanıyordu. Ben ne yapıyordum! Tek kelime farsça bilmeden, beni karşılayacak kişileri tanımadan, ben nereye gidiyordum? İçimde garip bir telaş ve korku başladı. Eğer bir otobüsün içerisinde olsaydım kesin otobüsü durdurur ve diğer yöne giden otobüse biner geri dönerdim ama ben bir uçağın içerisindeydim ve İran’a gidiyordum. Geri dönmek istedim, deli gibi evime geri dönmek istedim ama çok geçti yaklaşık 45 dk sonra inmeye başlayacaktık. İçimdeki korku gittikçe büyüyordu ve tırnak etlerimle oynamaya başlamıştım. Tanrım ya onlarla iletişim kuramazsam, ya çıkışta onlarla buluşmayı başaramazsam? İşte o an elimde bir adres ve bir telefon da olmadığını fark ettim. Bir adres yoktu. Kimseyle buluşamazsam gideceğim bir yer yoktu, bir isim de yoktu. ne yapardım? Türkiye’yi aramaya çalışacaktım.

Tahran’a indiğimde anksiyetem artıyordu.

İşte bir sürü plan yapmaya başladığım sırada içimdeki anksiyete artıyordu ben bu soruları neden daha önce düşünmemiştim. Neden elimde bir adres, bir isim, bir telefon numarası yoktu? Tüm bu soruları sormak için artık çok geçti çünkü uçak inişe geçmeye başlamıştı. Örtümü başıma çektim. Son kez tuvalete gitmeliydim. Ayağa kalkıp tuvalete doğru gidecekken gözlerim yanlış bir yerdeyim hissine kapıldı. Uçağa bindiğim insanlar neredeydi? Nereye kayboldular? Herkesin kıyafeti değişmişti. Siyah çarşaflar, başını örtenler, kıyafetini değiştirmiş olanlar… Sanki bindiğim uçak bu değildi hissi bedenimi kaplarken bağırsaklarımın daha çok çalıştığını hissettim. Tuvalete gitmemle ellerimin titrediğini anlamam bir oldu. Yüzümü sildim ve yerime oturdum. Yaptığım yolculuğun basit bir seyahat olmadığını o an anladım.

Tahran Macerası Başlıyordu

Tahranı görebiliyordum. Şehrin ışıkları benim ayrıldığım şehirden çok daha başka yanıyordu. Uçsuz bir düzlük ve bir sürü ışık ayaklarımın altındaydı. Bu kadar büyük müydü gideceğim yer diye düşündüm. Tahrana nasıl gidilir? Ne yapılır? Tahran’da nerede kalınır? Bu soruların hiçbirine verecek cevabım yoktu. Uçak inmişti ve uçağın kapısına doğru ilerliyordum, kapıdan çıkarken son kez arkama baktım.

Uçaktan çıkarken kalabalık nereye giderse ben de onlarla birlikte sürükleniyordum. Tabelaları gördüm, hiçbir şey anlamıyordum, çıkış neredeydi, hiçbir Latince kelime yoktu, tanıdık olan tek bir şey yoktu! Sessizce uçaktan inen kalabalığı takip etmeye başladım. Havalimanında garip bir sessizlik vardı. Bir anda sanki o eğlence bitmiş, renkler sadeleşmiş, anlaşılmaz bir ciddiyet ortama hakimdi. Bağırsaklarım hiç durmadan çalışıyordu. O dış hatların eğlenceli ortamından, etrafta sıkılan kokulardan, renkli içki şişelerinden eser yoktu.

İran, Tahran Havaalanında Latin harflerinden eser yok!

İnsanlar pasaport kontrolüne doğru gidiyorlardı. Arada Türk olduğunu düşündüğüm birkaç kişiye pasaport kontrolüne mi gidiyorsunuz diye sordum. Evet doğru yerdeydim ve bir sıraya girdim. Tedirginliğim artıyordu ve başımdaki örtü kafamda durmuyor, sürekli düşüyordu. Etrafımdaki insanlar fazla kapalıydı. Üzerimdeki ceketin çok kısa olduğunu fark edip önünü çekiştirmeye başladım. Bir taraftan düşen baş örtümü kontrol etmeye çalışıyordum.

Korku hissetmeye başladım.

Pasaport kontrol sırası bana gelmişti. Sakallı bir memur yüzüme bakıp bazı sorular soruyordu. Benim burada ne işim vardı, hiçbir şey anlamıyordum. İki elimle onu anlamadığımı gösteren bir işaret yaptım. Soru sormaya devam ediyordu, ağlamak istiyordum. Anne babamın evine geri dönmek ve koşarak uçağa geri gitmek istiyordum. Yüzünde gülümsemeden eser olmayan bu memurun bana ne yapacağı hakkında bir fikrim yoktu. Tek kelime anlamıyordum. Türkçe ‘ailem gelecek, ailem’ diyordum. Sonunda vazgeçmiş olmalı ki pasaportumu onaylayıp geç işareti yaptı. Derin bir nefes aldım ve tekrar kalabalığı takip ettim.
Çıkış neredeydi? Herkes bir yere dağıldı ve kime ne soracağımı bilmediğim bir noktada merdivenlerin başında babama çok benzeyen birini gördüm.

Kan çekti demek sanırım bu…

Tanrım sanki babam gelmişti. İçimde sonsuz bir huzur doldu fakat daha havalimanından çıkmamıştım. Gerçekten bu tanıdık biri olabilir miydi? O bana bakıyordu ben ona… Bir anda bir ses duydum, ‘Yasemen!. Koşarak o kişiye yaklaştım ve derin bir kucaklama ile birbirimize sarıldık. Evet o benim amcamdı, biliyordum.Çıkışa doğru ilerlemeye başladık. Sonra öğrendim ki beni bulabilmek için özel izin almış ve içeriye kadar girmişti. Valizlerimi aldık ve havalimanı çıkış kapısına geldik. Kapı açıldığında karşımda tanımadığım bir sürü insan bir anda bana sarıldı. Yüzümde anlamsız bir sırıtış ve neşe vardı. Dediklerinden tek kelime anlamıyordum ama evde gibiydim. Herkes sarılıyordu. Tahran’daydım ve Tahran’da olduğuma inanamıyordum. Birazdan güneş doğacaktı ve arabada çalan farsça şarkılar içimde yankılanıyordu.

Hepsi Bir Rüya mıydı?

Sabah gözlerimi açarken karanlık bir odada gece gördüğüm rüyayı düşünüyordum. Salondan televizyon sesi geliyordu. Bir Türk şarkıcı program sunuyordu, Tanrım nasıl bir rüya görmüştüm öyle? Rüyamda İran’a gitmiştim diye düşünürken gözlerim odanın içerisindekileri algılamaya başladı. Bir saniye benim odamda böyle bir tablo yoktu ki! İşte o sırada hızlıca yataktan fırladım. Bu bir rüya değildi  ve ben gerçekten tek başıma İran, Tahrana gelmiştim. Kapıyı açıp dışarı fırladığımda gördüm ki herkes uyanmış ve benim kalkmamı bekliyordu.
İşte tüm yolculuğum böyle başladı. Beni tahmin edemeyeceğiniz bir macera bekliyordu. Tuvaletin nerede olduğunu nasıl, soracağımı düşünürken sonrasında İran’da geçireceğim günler birer sürprizdi.
İşte sonunda hayalini kurduğum gibi yollardaydım ve şimdi İran yolculuğum başlıyordu ve bu yolculuğun diğer tüm seyahatlerimin başlangıcı olduğunu ben bile bilmiyordum.

İran Günlerim

Ertesi gün üzerimdeki kıyafetlerin dışarıda dolaşmaya çok uygun olmadığına karar vererek ilk iş mantocuya gitmek oldu. Yolda canım biraz sıkılmıştı. Siyah çarşaflar, mantolar pek bana göre değildi. Tabii derdimi anlatacak bir Farsçaya sahip olmadığım için arabanın arka koltuğunda sessizce oturarak kaderime razı olmuştum.

Kural şu; Her şey yasak ama her şey yapılabilir.

Tabii İran’la ilgili bilinmesi gereken, yasakların olmasının bu yasaklara uyulacağı anlamına gelmediği. İran’da çok zaman sonra anladığım bir düzen vardı. Kural şu; Her şey yasak ama her şey yapılabilir.

Kıyafetim İran’a uygun hâle geldikten sonra bir plan yaptık. Öncelikle tüm ailemi tanıyabilmem adına her biri kendi evinde özel bir davet verdi ve beni yemeğe çağırdı. İlk hafta hep birlikte birbirimizi tanımaya çalıştığımız yemeklerdeydik. Amcalarım, kuzenlerim ve halamla birlikte oluyorduk. Bu yüzden İran’ı önce yemekleriyle tanıdım. Hadi gelin size İran’ı anlatmaya yemekleriyle başlayayım.

İran’a giderseniz sokakların buram buram İran’a özgü pirinç pilavı koktuğunu görürsünüz ve muhakkak bu pirinçten almanızı tavsiye ederim. Bu ne basmati ne de jasmin pirincine benziyor, kendine özgü bir kokusu ve lezzeti var. Garip bir şekilde de midenize hiçbir şekilde ağırlık yapmıyor. Pilav kesinlikle dokunmuyor ve midenize oturmuyor.
Madem İran yemeklerinden bahsediyoruz, turşuları atlamadan olmaz. Önceleri bulamaç gibi görünen şeyin ne olduğuna anlam veremeyebilirsiniz ama sonrasında bir kere tadına baktınız mı vazgeçemeyeceğinize eminim. Hele ki halamın yaptığı turşuların ve yemeklerin tadına bakabilmiş olsaydınız ne demek istediğimi çok daha iyi anlardınız.

İran Yemekleri

İran’da insanlar ne yerdi, ne içerdi? Son ana kadar hiç bir fikrim yoktu. Tüm aile bireyleri beni evlerine çağırıyor, her davette inanılmaz sofralar kuruluyordu. Her gün hiç tanımadığım insanlar tarafından kucaklanıyor, hediyelere boğuluyor ve gezdiriliyordum.

İlk kendimi kaybettiğim noktalardan biri İran yemekleri oldu. Tanrım o sofraların hâli nedir öyle? Muhakkak İran yemeklerini tatmanızı tavsiye ederim. Her biri öyle lezzetli ve güzeldir ki sofradan karnınız ağrımadan kalmanız mümkün değildir. Sizin için İran yemekleri ve İran tatlıları başlığında altında daha ayrıntılı yazılar hazırlayacağım. Muhakkak bu yazıları da okuyun.
İran Pilavlarını anlatmadan geçemeyeceğim. Bir gün vişneli pilav(Albalu polo), bir gün baklalı (bagali polo) başka bir gün safranlı (zereşk polo) ve başka bir gün sebzeli (sebzi polo) bir pilav masamıza eşlik ediyordu. Her gün yemeklerin isimlerini soruyor ve masaya gelen tatları öğrenmeye çalışıyordum. Zereşk polo, kebab soltani, fesencan, borani esfenac , keşke bademcun, gorme sebzi, geyme , aşı reşte… Sayfalarca isim ağzımdaki tatlarla birlikte listeye ekleniyordu. Evlerin ortasında büyükçe masalar ve ortasında pilavla birlikte gelen kebaplar, salatalar, çorbalar, mis kokulu pideler vardı. Tüm bunlar sizin için yapıldığında ve üzerine kocaman bir sevgi eklendiğinde yemek masaları ziyafete dönüşüyordu. Kesinlikle İran’a yolunuz düşerse böyle bir aile sofrasına oturun.

İran’a giderseniz o ayrana dikkat edin!

Madem konu yemekler, size ayranla olan sınavımdan bahsetmeden olmaz. İran’da gezilecek yerlerin başında meşhur  Darband gelir. Oraya gittiğimizde akan minik şelaleler yemek yenilen yerler yürüyüş alanları sizi bambaşka bir yere götürüyor. Darband (Derbent) “Dağın Kapısı” başlangıcında harika çorbacılar vardır. Aş-ı rişte, Tabii içmeden önce size şu dörtlüğü öğretirler…..( aşe keşke halete bokori pate, nakori pate…) Darband gölgesinde bir çorbacıya oturmuş mis gibi kokuları içime çekerken masaya gelen ayranlardan birini aldım ve hiç düşünmeden çalkalamaya başladım. Çalkalamamla işte tam o sırada masadakilerin bana müdahale etmesi bir oldu. Tabii ne olduğunu anlamadan ayran resmen patladı.

Bütün baş örtüm, saçlarım, üstüm ve etraf ayran içindeydi. Şaşkınlığım ve utancım yüzüme vuruyordu. Ne olmuştu böyle, neden insanlar ayranı çalkalamam konusunda beni uyarmaya çalışıyordu. İşte o zaman İran’daki ayranların gazlı olduğunu o gün öğrendim. Tıpkı kola gibi, asitli ve gazlıydı. Ben nerden bilebilirdim ki, hayatım boyunca ayranı önce çalkaladım ve sonra içtim. Siz siz olun İran’da ayranı benim gibi kesinlikle çalkalamayın çünkü kola etkisi gibi patlayacağını bilin.
Bu patlayan ayrandan sonra üstümüzü başımızı temizleyerek Darbant’a doğru yola çıktık.

İran’da neler yasak diye soruyor olabilirsiniz?

Bu konuya girersek sanırım buradan çıkamayacağız. Çünkü İran’da yasak olan şeylerin listesi baya uzun olacaktır ama yine de size kısaca İran’a gittiğinizde dikkat etmeniz gerekenlerin bir listesini yapacağım. Kısaca İran’da neler yasak ve nelere dikkat etmeliyiz?

SIRADA NE VAR;
İran’a ilk geldiğimde yukarıda da bahsettiğim gibi hep bir arabaya binip oradan oraya götürüldüm. Önce ailemi, sonrasında yemekleri, makyajı ve trafiği öğrendim. Bütün gün yollardaydık ve trafikten bahsetmemek olmaz. Tahran’a geldiğinizde maceralı bir yolculuğa hazır mısınız?

Hadi Tahran’daki Düğün İçin Hazırlanalım…

Uzun bir keşif, aile ziyaretleri ve yemeklerden sonra artık düğüne hazırlanamaya başlamamız gerekiyordu. İyiden iyiye anlaşmaya ve kaynaşmaya başladığım kuzenlerimle birlikte İran’ı tanıyor ve yaşıyordum. Artık aramızdaki resmiyet kalkmış, birlikte gülüyor ve eğleniyorduk.
Tahran’a ilk seyahatim bir düğün sebebiyle olmuştu. Düğün için getirdiğim buradaki giyiniş göz önüne alındığında yeterince güzel ve alımlı değildi. Beni hemen kumaşçılara götürdüler. Burası (zetoşt caddesi)ydi. Yolunuz İran-Tahran’a düşer ve güzel bir kumaş almak isterseniz muhakkak Zetost caddesine uğrayın.

Hayatımda hiç böyle kumaşlar, tüller, işlemeler görmemiştim. Türkiye’de tekstil konusunda ileri bir ülkedir ama konu İran kumaşları olduğunda yanından bile yaklaşamazlar. Kumaşçıya gittiğimizde ilk yaptıkları şey ellerime, omuzuma ve yüzüme kumaşı tutmak olmuştu. Ne yaptıklarını anlayamamıştım ama sonra tenime en uygun rengi ve dokuyu bulmaya çalıştıklarını öğrendim. Eğer Tahran’a giderseniz muhakkak bir fırsat bulun ve kumaşlarla dolu bir çarşıya gidin. Kendinize en güzelinden bir kumaş almayı da unutmayın. Biz gül kurusu bir saten kumaş ve üzerine işlemelerle dolu bir tül almıştık. Tülün üzerindeki işlemeler o kadar çoktu ki elbise bittikten sonra onu tek başıma giymem mümkün olmamıştı.

İran sıkıcı mı? Kim demiş?

Elbise halamın bana hediyesiydi. Alınan kumaşlar özenle paketlendikten sonra terzi düzenli olarak ölçü alıyor ve her geçen gün kumaşı bir sanat eserine dönüştürüyordu. Elbiseyi her denediğimde çok daha güzel görünüyordu. Tabi bu sürede İran günlerim aynı hızıyla devam ediyordu.

Gördüğünüz gibi harika insanlar olan ailemle tanıştım. Onları öylesine sevdim ki, artık geçirdiğim günler birbirinden keyifli hâle gelmişti. Düğün hazırlıkları ve alışverişlerde her yere gitmeye çalışıyordum. Her şeyi öğrenmek istiyordum.
Bu arada İran’da eğer bir davete çağırılsanız muhakkak gidin. Bir kişinin bile oturmadan aynı anda dans edip eğlenmesini sadece İran’da gördüğümü söyleyebilirim. Nazlanmadan, utanmadan herkes dans edip eğlenebiliyor. Kim demiş İran sıkıcı olabilir diye…